28 Eyl 2014

Heidemarie Schwerme ile tanıştırayım sizi


Böyle şeylerin farkına aslında genç yaşlarda varıp denemek gerek. Bir ömrün çoğunu sistem içinde çürüttükten sonra çekilmezliğin verdiği cesaretle atıyorlar kendilerini sistem dışına. Zararın neresinden dönülse kardır demişler yine de. Yapsınlar tabi, hangi yaşta olursa olsun. Yapsınlar ki bizler de görelim cesaret alalım. O zaman sizi Heidemari Schwermer ile tanıştırayım. 

Kendisi şu an 70lerin başında olsa gerek. 15 seneyi aşkındır da parasız bir hayat sürüyor. Kredi kartları yok, faturalar yok, para denen lanet şeyin getirdiği hiçbir sıkıntı yok. Dortmund'da öğretmen olan Schwermer elinde bavulu ve bilgisayarı ile kasaba kasabak dolaşıyor. Bu şekilde daha sağlıklı ve daha mutlu olduğunu da biliyor musunuz? 

Bu kararı aldıktan sonra tüm mal varlığını hediye etti. Banka hesaplarını kapattı. Emekli maaşını da ihtiyacı olanlara vermeye başladı. Şimdi, kendi ihtiyaçları için takas yöntemini kullanıyor.

Dortmund'a taşındıktan sonra çok fazla evsiz için bir şeyler yapma ihtiyacı duyan Schwermer "değiş tokuş dükkanı" açtı. Sadece eşyalar değil, yetenekler de değiş tokuş edilebiliyordu. 

Daha sonra bir yıllık parasız yaşama deneyimi, devamında 15 yıl getirdi ve seneleri peşinden getirmeye devam ediyor. İnsanların evlerinde kalarak onlara ev işlerinde yardım ediyor ve karşılığında konaklama, mutfak ihtiyacı, telefon ve internet gibi imkanlardan yararlanıyor. Cebinde acil durumlar için sadece 200 Euro taşıyor. 

Schwermer'in iki kitabı var. Kitaptan kazandığı paraları sokaktaki insanlara dağıttı. Ayrıca Norveç/İtalya yapımı belgesel filmi çekildi. Filmin adı Living Without Money
Şimdi yaşamınızı nasıl sağlıyorsunuz, karnınızı nerede doyuruyorsunuz, aç kalırım diye korkmadınız mı?
İlk başlarda korktum tabi. Ama zaten bu yaşam biçiminde yarın ne olacağını bilmemek size çok şey öğretiyor. Onun dışında seyahat etmeyi seviyorum. Almanya'yı dolanıyorum. İnsanlar yokken, tatildeyken ben evlerine göz kulak oluyorum. Apartmanın çöplerini çıkarıyorum, çimleri biçiyorum. Evinde kaldığım insanlar bunun karşılığında buzdolabını dolduruyor. İnternet ve telefon olanağı tanıyorlar. Barter usulü yani... Örneğin üç aylığına kuzeydeki Wilhelmshaven kentinde böyle bir evde kalıyorum. Bazen bu yaşam tarzını anlatmam için çağırıyorlar. 
  Bu da kendi websitesiwww.heidemarieschwermer.com

FOLLOW ON

26 Eyl 2014

Princes' Islands: Burgaz Adası

İstanbul'dan taşınmadan önce son ziyaret ettiğim yer sanırım Burgaz Ada oldu. Paylaşmak da arada kaynamış haliyle. İstanbul çok güzel bir şehir. Hele adaları çok fazla ziyaret edemediysem de daha fazla seviyorum. 

Mudanya'daki arkadaşımla o gün sabah erkenden buluşup Burgaz Ada'ya doğru yol aldık. Hava başlangıçta gerçekten kötüydü. Kapalı havaları sevmiyorum. Ama yine de keyfimizi bozmasına izin vermedik. Şansımıza ve sanırım enerjimiz nedeniyle öğlene doğru hava açtı ve çok güzel güneşli bir gün oldu. 
***
Vapur ve motor firmaları ile adaya ulaşım sağlayabilirsiniz. Bostancı'dan kalkan motorlar 30 dakikaya adaya varıyor. Ama Kabataş'tan bu süre 1 saati buluyor. Adaya gittikten sonra son dönüş vapur saatini kaçırmayın. Yoksa adada mahsur kalırsınız :)

Çok güzel manzara sahip olan Burgaz Adası'nda ziyaret edilecek yerler de bulunuyor. 

Bayrak Tepe, adanın tek tepesi. Tepe'de ahşap bir bayrak bulunduğu için ismi de buradan geliyor. Bu tepeden manzaranın keyfine varabilirisniz. 

Önemli hikaye yazarımız Sait Faik Abasıyanık'ın ailesinin köşkü daha sonra müzeye çevrildi. Abasıyanık, hayatının en önemli zamanlarını, son on yılını bu köşkte geçirmiş. Sait Faik Müzesi'ne uğramamazlık yapmayın. Müze, pazartesi ve salı günleri hariç 10.00-18.30 saatleri arasında ziyaretçilere açık.

Aya Yani Kilisesi'nin yerinde zamanında başka bir kilise varmış. İlk kilise, İmparator Teophilos'ın (829/842) karısı İmparatoriçe Theodora tarafından sürgün edilen din adımı Methodius'ın mahkum ediliği hücre üzerine inşa edilmiş. İstanbul'un fethi zamanında çok hasar gören bu kilise, 1759'da onarılmış. 1894 yılında meydana gelen depremde kilise kullanılmayacak hale gelmiş. Yeni kilise de 1896 yılında inşa edilmiş. Sol taraftan 11 basamaklı dar bir merdivenden Methodius'ın hücresine iniliyor. 

Bu kilisenin önüne geldiğimizde kafamız gerçekten güzeldi. Biraz dinlendik ve büyük kolonların üzerindeki desenleri incelemeye başladım. Sonra bir de eğitim sistemi ile ilgili bir şeyler bahsetmeye başladım. Ve sonra durdum dedim ki "Kilisenin önünde kafamız güzel olarak eğitim sisteminden neden bahsediyorum ben?"

Güneşli bu günde gerçekten çok güzel vakit geçirdik. O gün bütün Burgaz Ada sakinleri benim için karikatür karakterinden ibaretti.













FOLLOW ON

25 Eyl 2014

Anadolu Medeniyetler Müzesi

Seneler öncesi ziyaret ettiğim Anadolu Medeniyetler Müzesine (İlk post için tıklayınız) arkadaş ziyareti adı altında gittim. Sevdiğim insanlardan biri orada çalışıyordu. Bu şekilde gittiğim için haliyle müze dışında tüm binayı gezme şansı elde ettim. İdari binadan Ankara manzarası pek güzeldi. Ayrıca, ilk gittiğimde fotoğraf çekmek adına elimde hiçbir şey yoktu. Bu sefer telefonum ile birkaç kare aldım. Ufak tefek eklemeler yapılmış. Bal mumu heykelleri daha önce yoktu mesela. İnsan gezerken hayret ediyor gerçekten, nereden nereye geldik diye düşünüyor. İlk çağ eşyalarını üç boyutlu teknoloji ile incelemek ise bana ilginç geldi. 

1997 yılında Avrupa'da yılın müzesi unvanını aldığını biliyor muydunuz? Çocuklarınızı işte böyle yerlere getirin.






İnsanlar çalışıyor...




FOLLOW ON

24 Eyl 2014

Otostop çekmek, sisteme ve tüketime meydan okumaktır


Ön yargıların en fazla olduğu şeylerden biri de otostop çekmek olsa gerek. Bir arkadaş ortamında bu konuyu açtığınızda çoğu kişi doğrudan “Bence yapma.” cümlesiyle başlayarak otostopun ne kadar tehlikeli bir şey olduğundan bahseder. Eğer siz bir kadınsanız, bu kötü telkinlerin üstüne tecavüz örnekleri ile karşılaşırsınız. 

Ben de diyorum ki tüm ön yargıları bir kenara koyun. Otostopta başınıza gelebilecek kötülükler normal yaşantınız içinde de gelebilir. Başımıza bir iş gelecek diye hayatın keşiflerin kaçırmak, deneyimlemekten uzaklaşmak eksiklik olur. 

Elbette otostop çekerken tedbiri ve açıkgözlülüğü elden bırakmayın. Ama ön yargılar böyle bir macera yaşamınıza engel olmasın. Bir kere yaptınız mı aslında hiç de abartıldığı gibi korkulacak bir şey olmadığını anlayacaksınız. Bir kere yola çıktınız mı etrafta ne kadar çok otostopçu olduğunu göreceksiniz. Tahmin ettiğimden çok daha fazla kadın ve erkek yurt içi ve yurt dışı sınırlarında otostop ile yolculuk ediyor. 

Otostop çekmek sadece parasızlığın doğurduğu bir şey değil. Elbette ekonomik nedenlerden dolayı tercih edenler olacağı gibi en lüks şekilde seyahat edebilecekken otostopu tercih edenler de olacak. Otostop ile paranızın cebinizde kalmasından daha önemli bir şey varsa başka yerde elde edemeyeceğiniz tecrübeler ve maceralar. Otostop, kimileri için bir yaşam şekli. Sisteme ve tüketime meydan okumaktır bu. 

Otostop çekmek
“Otostop çekerken saatlerce bekliyorum.” diyen çok fazla insanla karşılaşmadım. Eğer doğru ve işlek bir yoldaysanız en fazla on dakika sonra bir araç sizi alacaktır. Tabi, şansınıza beklemek zorunda da kalabilirsiniz. Yüzde yüz böyledir diye bir şey yok. Nasıl ki otostop çekerken endişe duyuyorsanız, onlar da, sizin zarar vereceğinizden endişe duyabilir. Sabırlı olun. İşin eğlencesi bu biraz da. 

Şehirler arası otostop çekecekseniz kara yolları ve çevre yollarına şehir içi ulaşım araçları ile gidebilirsiniz. Bu noktalara vardıktan sonra araçların durabileceği bir yerde beklemeniz gerektiğini unutmayın. Başparmağınız havada otostop çekerken aynı zamanda yürüyebilirsiniz. Araçların almama ihtimaline karşı yolu ilerletmek zaman avantajı sağlar. 

Sadece kamyonlar otostopçuları alır diye bir şey yok. Otomobiller de sık sık duruyor. Ama TIR ile yolculuğun keyfi bir başka. Hem eğlenceli hem de rahat. Tek kişi iseniz motorculara da otostop çekebilirsiniz.

Yolda beklerken şoför ile göz teması kurmaya çalışın. Radara yakalanan abimiz ablamız sizi almaya daha meyilli olacaktır.

Beyaz bir kartona fosforlu kalemle rotanızı büyük harflerle yazabilirsiniz. Alternatif olarak aklınızda bulunsun. 

İki ya da üç kişi ile otostop çekerken araçların durma olasılığı daha yüksek. Kalabalıksanız, gruplara bölünerek otostop çekebilir, varış noktasında bir araya gelebilirsiniz.

Kolay fark edilebilir giysiler giyinin; özellikle gece otostop çekerken. Hava koşullarını da dikkate almayı unutmayın. Bacılarım, yine de çok açık saçık giyinmeyin. Batı bölgesi bir nebze şort falan kaldırabilir ama doğu tarafında riske atmaya gerek yok. Milletçe otostopa ancak alışıyoruz. Bol bol yürüyeceğiniz için rahat bir ayakkabı giyin. Ayrıca uzun süre güneşin altında kalacağınızdan kafanızı koruyacak herhangi bir şey yanınıza alın. Ufak tüplü güneş kremi çantanızda çok yer kaplamaz. Yola çıkmadan açık bölgelerinize sürün. 

Her ne kadar harita kullanma ihtiyacı duymasam da şimdiye kadar, uzun süreli yolculuklarda işinize yarayabilir. Tek günlük ulaşım mesafelerinde akıllı telefonlar zaten iş görüyor lakin uzun mesafelerde şarjın bitmesi ihtimaline karşı harita hayat kurtarabilir.

Gece otostop çekerken yanınızdaki el fenerini kullanın. Dikkatleri üzerinize çekip, görünmenizi sağlayacak.

Araç sahibi sigara içse dahi siz nezaketen sigara içebilir ya da içemeyeceğiniz önceden sorun. Nabza göre muhabbetin şerbetini verin. Gereksiz geyiklerden hoşlanmayan biri de olabilir ya da tam tersi papağan da çıkabilir.

Sonuçta, birinin aracına misafir olarak biniyorsunuz. Babanızın aracı değil ki istediğiniz zaman durdurasınız. Bu yüzden, kan şekerinizi yerine getiren atıştırmalık şeyler yanınıza alın. Ayrıca bol bol su için.

Güvenlik
Her ne kadar korkulacak bir şey olmasa da tedbiri elden bırakmamak gerekir. Öncelikle mümkünse emniyet şeridini geçmiş olmayın. (Kimsenin bu şekilde ölmesini istemeyiz. Başka şekillerde de mümkünse ölmeyin.)  Araçların belirli bir mesafeden sizi görebildiğine emin olun. Karar vermeleri ve durabilmeleri için 100m gibi bir mesafe yeterli. 

Araca bindiğinizde hemen bir arkadaşını arayıp (ya da numara yapıp) bindiğinizi ve yolda olduğunuzu söyleyin. Hatta mesaj ile aracın plakasını, rengini, modelini atabilirsiniz. Sohbet sırasında varış noktasında arkadaşlarınızın sizi alacağını belirtin. Sizi bekleyen birilerinin olduğunu bilmesi iyi bir önlem olabilir. 

Sizin için duran araç yol güzergâhınızda olsa dahi içinize sinmediyse binmeyin. Bu yüzden önce siz ona nereye gittiğini sorun ve hızlı bir gözlem yapın. Duran araca binmek zorundasınız diye bir şey yok. 

Geceleri otostop çekmek, gündüz otostop çekmekten daha tehlikeli olabilir. Mümkünse geceleri kamp yapın ya da hostellerde konaklamayı tercih edin. 

Mümkün olduğunca birileri ile otostop çekin. Yoldaş ve kalacak yer bulmak için çeşitli forumlar ve gruplar var. Bunlardan bazıları Hospitality Club, Interril Otostop ve CouchRail (Aktif olarak kullanıyorum ikisini de.)

Tek otostop çekecekseniz, birden fazla insanın olduğu araçları durdurmamaya bakın. 

Yanınızda biber gazı ve bir adet çakı bulundurabilirsiniz. Yalnız bazı ülkelerde yasak olabilir. Ona dikkat edin.

Araçta sıkıntı bir durum olursa ve inmek isterseniz mide bulantısı gibi sebepleri öne sürebilirsiniz. Ya da açıkça fikrinizin değiştiğini dile getirebilirsiniz. 

Son olarak arkadaşlar, bu bir macera. Bu macerada başınıza unutulmaz anlar gibi sizi geren şeyler de gelebilir. Bu işin fıtratında var demeyeceğim elbette; gözünüz açık olsun ama korkudan altınıza da etmeye gerek yok. Her şeyin sonunda çok güzel tecrübeler elde edecek, bir sürü güzel insanla tanışacaksınız. Emin olun karşınıza gerçekten iyi insanlar da çıkacak. Aksilikler sizi bezdirmesin. Bol bol fotoğraf çekmeyi ve defterinize notlar almayı unutmayın. 

Şimdi rotanızı çizin ve şu lanet şehir çıkışlarına yol alın! 


FOLLOW ON

23 Eyl 2014

Ulucanlar Cezaevi Müzesi

Ulucanlar adını son zamanlarda fazlaca duyuyordum. Sonunda bu tarihi yeri ziyaret ettim. Müzenin her yerini gezdikten sonra "Bir babamı içeri almamışlar." diyor insan. 

Hücrelerin olduğu uzun bir koğuş var. Tamamıyla karanlık dar bir alan. Soğuk demir kapıların üstünde ufak pencerelerden içeriye bakabiliyorsunuz. O zamanı canlandırmak için balmumundan heykeller yapılmış içerilere. Aynı zamanda arka fondan "Yapma! Vurma! Allah belanı versin! Masumum ben!" gibi sesler geliyordu. O seslerle birlikte o pencereden bakmak içimi çok kötü yaptı. Her koğuşun bahçesinde sadece tek bir ağaç var. Kesinlikle görülmesi gereken müzelerden bir tanesi. 

Müze girişi tam 5 L, öğrenci 2 L. Akşam dörtte müze kapanıyor. 








FOLLOW ON

12 Eylül Utanç Müzesi

Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi bu yıl 5. kez 12 Eylül Utanç Müzesi'ne kapılarını açtı. Devrimci 78'liler Federasyonu tarafından düzenlenen bu müzede Türkiye'nin başından geçen tüm utanç dolu kötü anıları görebiliyorsunuz. Hepsini bir anda bir arada görmek insanın enfesini kesebiliyor gerçekten. Fazlasıyla etkileyiciydi. Yaşlı bir çift vardı benim gezdiğim sıra. Kadın bir tane fotoğrafa dokundu dokundu sonra aldı öptü, gözleri ıslanmıştı. Böyle bir ana tanıklık etmek bile insanın gözlerini dolduruyordu. 

Müze bir hafta sürdü ve giriş ücretsizdi. Bir sonraki zaman kaçırmayın.










FOLLOW ON

17 Eyl 2014

Mudanya, Bursa ve Ankara'ya otostop ile dönüş

Gece 12 gibi Mudanya’ya vardım. Arkadaşım araba ile beni otogardan almaya geldi. Kafamı halen daha taşıyamıyordum. Her ne kadar çadırı çok sevsem de aklımda sadece yumuşak bir yatak ve sıcak bir duş vardı. O an bunlar benim için büyük lükstü. Mudanya’ya vardığımızda önce yemek yedim ve ardından biraz sohbet ettik. Sonra kendimi duş bile almadan uykunun ellerine teslim ettim. Ertesi gün saat öğlen bire kadar uyudum. Uyandığımda güzel bir duş aldım. Kahvaltı ile enerjimi tam doldurdum. Artık Mudanya’yı gezme vaktiydi. 




Rum evlerinin olduğu yere gittik. Sanırım o gün Mudanya’da herkes evleniyordu. O kadar çok düğün çekimi yapıyorlardı ki saymayı bıraktım belirli süre sonra. Unutmadan, buraya giderken Mütareke Evi’nin önünden de geçtik. Birbirlerine yakınlar. Rum evlerinin olduğu yerde Kalami restorantına rakı içmeye gittik. Denizin hemen kenarında olan mavi tonlarının ağır olduğu şirin bir yerdi. Bir ufak rakıyı sohbet ede ede bitirdik. Ardından şehri turladık ve eve döndük. Akşamını da sohbet, birkaç bir şey içme derken geçirdik. Ertesi gün için dinlenmem gerekiyordu. Tekrar bir otostop beni bekliyordu çünkü. 









Sabah kalktım. Tekrar duşumu aldım ve Ankara’ya doğru otostop yapacağım arkadaşlarla buluşmak için metroya yol aldım. Buluşmanın ardından yol kenarından tekrar parmakları havaya kaldırmıştık. İnegöl tarafında giden bir araç bizi aldı. İnegöl’de indikten sonra birkaç dakika sonra hemen bir araç daha bizi aldı. Şans ki doğrudan Ankara’ya gidiyormuş. Tek gitmektense yol arkadaşlarının iyi olacağını düşünmüş. Yalnız ben ve diğer arkadaş yolun yarısını uyuduk ve sesimiz pek çıkmadı. Ön koltukta M. şoför ile muhabbet etti en azından. Ankara sınırına geldiğimizde şehir içi dolmuşları ile evin yolunu tuttum. Bir saat sonra evdeydim. 

Yol boyunca en çok özlediğim şey sabah kahvaltısı ve tuvalet oldu. Benim için çok güzel bir yolculuk oldu. Evet, yorucuydu ama her şeyine değerdi. Böyle bir şeyi bir ay durmadan yapmak istiyorum. Belki ileride yurt dışı için deneyebilirim. 

Böyle bir şey için çok paraya ihtiyacınız yoktu. Tamamen kendiliğinden gelişen bir şeydi. Cebimde zaten az para vardı. Fazlasına ihtiyaç duymadım desem yeri. Bazı şeyleri şimdiye kadar ertelemek yerine daha önce yapsaymışım dedim. İnsanlar kendi imkânlarını kendileri yaratabilirler. Eğer kıçınız rahata bağımlı değilse 200 lira gibi meblağ ile bir haftalık gezebilir, çeşitli yerlerde kamp yapabilirsiniz. Deneyin! Pişman olmayacaksınız. 

FOLLOW ON