7 Tem 2014

İstanbul'da bir Fransız ressam

Fransız ressam Paul Wojdowski de İstanbul’un büyülü yapısına kapılanlardan. Wojdowski ile İstanbul’dan, kendisinden, sanattan konuştuk.

Paul kendinden bahseder misin bize?
25 Yaşındayım ve Fransız’ım. Bir buçuk seneden beri İstanbul’da yaşıyorum. Fransa’da farklı yerlerde yaşadım. En son Paris ve Marsilya’daydım. İki erkek, bir kız kardeşim var. Çocukken ailem boşandı ve altı yaşındayken annem vefat etti. Bu, kesinlikle karşılaştığım en ilginç histi. Bir tür kalıcı boşluk gibi fakat bütün bunları kelimelerle anlatamam. Daha sonra büyük ailem erkek kardeşimi ve beni büyüttü. Babamın yanından ayrılıp büyük ailemin yanına taşındık. Bu zamanlar bir şeyler çizmeye başladım. 12 yaş civarındaydım. Çizmekten hoşlandım ve resim yaparken aynı şeyleri hissettiğimi fark ettim. Sanırım bu kafamı boşaltmak için iyi bir yoldu. 21 Yaşına geldiğimde öğrenci değişim programı ile bir yıllığına Polonya’ya taşındım. Güzel yıldı. Birçok farklı ülkeden insanla tanıştım. Bunlar görüşlerimi daha çok açtı. Yeni insanlarla tanışarak, yeni yerler görerek, yeni şeyler öğrenerek her zaman kendimi geliştirmeye çalıştım. Basitçe, yeni bir müzikle ya da sanatla… İyi bir şeyler bulup, arkadaşlarla paylaşmak çok güzel. İyi bir aile tarafından büyütüldüğüm için kendimi şanslı hissediyorum ki bu önemli bir şey.

İstanbul’a neden geldin?
2011 Yılında İstanbul’a geldim. Halen daha öğrenciydim. Medya pazarlama ve Organizasyon üzerine master tezimi bitiyordum. Kız arkadaşım İstanbul’da olduğu için buraya gelmeye karar verdim. İlk geldiğimde buranı atmosferini ve şehri gerçekten beğendim. Ziyaretten fazlasını, burada yaşamak istedim ki bunun için yeterli sebeplerim de vardı. Şimdi bir buçuk sene oldu ve halen daha şehrin tadını çıkartıyorum. Güzel insanlarla karşılaştım.

Resim yapmaya nasıl başladın?
Resim yapmaya başladığımda 18 yaşındaydım. Çiziyordum ve daha etkileyici ve farklı şeylerle oynamak için daha çok özgürlük veren bir şeyler istedim. Resim yapmak bunun iyi bir yol olduğunu anladım. Kanvaz üzerine akvarel ve akrilik ile başladım. Şimdi, ahşap kapılar üzerine akrilik boyayı karıştırıp kolaj yapıyorum. İlk zaman, kanvaz üzerine boya yapmaya karar vermiştim. Aşağı yukarı bir metreydi. Beyaz kanvazın dışını kaplıyordum ve kendime şöyle dedim “Yani, şimdi ne?…” Fakat iki üç dakika sonra aklım geri kalanı yaptı.

Gelecekte ne yapmak istiyorsun?
Aklım bunlarla daima dolu. Bazen kendime bu soruyu soruyorum, çünkü geleceğim konusunda kesin bir planım yok. Fakat ne olup bittiğine göre davransam ya da nereye gitmek istediğime dair fikrim olsa bile sadece anı yaşıyorum. Gelecekte ne istediğini gerçekleşirtmek için bu zor, fakat özgür aklın hayatını yaşamak istediğimi söyleyebilirim. Bu günlerde bunun üzerine çalışıyorum.

Sence Türkler’in sanata bakışı nasıl?
Bence Türk insanı, büyük çoğunluğu için söylüyorum, duygularını gösteren ve çok derin insanlar. Türk sanatında bu etkileri görebilirsiniz, fakat ayrıca kültür ve geleneğe belli bir saygı var ki bu da iyi bir denge sağlıyor. Bence, İstanbul gibi bir şehir sanatın yeni dallarını ağırlamaya hazır.

Türkleri sanatta yetenekli buluyorum. Müzik Türk sanatının ana kanalı. Yani, birçok insan enstrüman çalabiliyor. Bence, bu çok pozitif bir nokta. Fakat resim, heykel, çizim ve sanatın diğer dalları biraz daha sıkıntılı.

Türk ressamlarından beğendiğin isimler kimler?
Alaettin Aksoy ve Ergin İnan’ın bazı parçalarını beğeniyorum. Renkler ve sunum muazzam. Fahrelnisa Zeid’i gerçekten beğeniyorum. Senin aklınla oynuyor ve orada neler olduğunu anlamanı sağlıyor. Tabi açıkçası, her ayrıntıyı yakalamak saatleri alır. Nejad Devrim’in stilini takdir ediyorum. Zekai Ormancı’yı harika buldum. Renkler, şekiller, doku, fikrin sunumu….

İstanbul’da başına gelen ilginç bir hikayeni paylaşır mısın bizimle?
İstanbul’da benim hikayem biraz ilginç, insanlar sayesinde komik şeyler başıma geldi. Fakat en komik anı seçmem gerek. Sanırım bu, arkadaşımın biraz yüksekçe bir yerden düşmesi. O salondayken ve ben odamdayken ben bir gürültü duydum, fakat tabak gibi bir şey olduğunu düşündüm. Odadan dışarı çıktığımda, arkadaşım koridorun sonunda barfiks demiri ile yatıyordu. Aslında, barfiks demiri bir aydan beridir dairemde ve ilk defa böyle bir şey oldu. Arkadaşım barfiks çekmeye çalışıyordu. Bu olaydan önce ben her gün bu demire asılıyordum. Biraz suçlu hissediyordum açıkçası. Dürüst olmak gerekirse ilk on saniye endişe ettim, sonra bir saat boyunca partiye giderken beraber güldük.

WoMEN Dergisi Aralık 2012, sf: 82-83 – Yeşim Özbirinci

FOLLOW ON

Yorum Gönder