16 Ara 2013

Soul of Worlds - Christmas


Uzun zamandır kelimelerin ruhu şarkı listesi hazırlamıyordum. Aralık ayındayız; çoğu insanın içini noel ruhu kaplamış durumda. E o zaman bize de içinde christmas geçen şarkılara göz atmak kalıyor.

For a long time, I haven't written post about Soul of Worlds. Now, on december. So many people happy about christmas. So, i searched which included "christmass" in songs

Sarah Mclachlan Featuring Diana Krall - Christmas Time Is Here
Loreena Mckennitt - The Bells of Christmas
The King Cole Trio - The Christmas Song 
Elvis Presley & Amy Grant - White Christmas
Ian Anderson - A Christmas Song
Songs For Children - We Wish You A Merry Christmas

9 Ara 2013

Her şey yakışır sana Daft Punk - Get Lucky


Daft Punk - Get Lucky (ft. Pharrell Williams), bu yılın en sevdiğim şarkısı. Dinleyince içimi heyecan ve neşe kaplıyor. Ayrıca o kadar güzel cover parçaları var ki hepsini dinlerken ayrı ayrı zevk alıyorum. Paylaştıklarımı dinleyin. Size göre hangisi en iyi?
Bir diğer çok sevdiğim parça da John Newman'dan Love Me Again ve ayrıca bu yazımda da yine cover parçalar üzerine bir şeyler karalamışım.

Daft Punk - Get Lucky (ft. Pharrell Williams) is my favorite song in 2013. When i listen, i feel so cheerful. In addition, all covers also perfect for me. Listen what i shared above. Which one is best for you?

John Newman - Love Me Again is my other favorite song. And here is my other post about cover songs.



Bu video aslında Daft Punk'ın diğer şarkılarını da karıştırmış, ama bu videoya aşık oldum diyebilirim. Mükemmel benim için. 

25 Kas 2013

Hippiler Kraliçesi Perihan

Perihan Yüce, 70’li yılların Türkiye’sinde gündeme oturmuş isimlerden biri. 68 Kuşağından etkilenmiş İzmirli ve otel odasında ölü bulanan genç bir kadın. Onun mezarı başında üç büyük dinin kitabından bölümler okundu. Babasının nefretine rağmen annesi Hippiler Kraliçesinin soğuk bedenine sahip çıktı.

Perihan Yüce 16 yaşındayken İzmir’den İstanbul’a kaçtı. Hippilerin durağı Sultanahmet’te ucuz bir otele yerleşti. Artık o da bir hippiydi. Giyimiyle, saçıyla ve yaşam tarzıyla… Perihan çok güzel dans ederdi ve yüzündeki gülümseme hiçbir zaman eksik olmazdı. Ve onu, park çiçeklerinden örme bir taç takarak Hippiler Kraliçesi ilan ettiler.


Kraliçenin yanına bir de Kral gerekiyordu, ama bu kim olmalıydı? O sıralar 12 yaşında Timothy adında bir İngiliz çocuk, üzerinde çok miktarda esrarla yakalanmıştı. Bütün dünyanın gözü bu olaydan ötürü İstanbul'a çevrilmişti. Timothy, çocuk olduğuna bakılmaksızın hapse tıkılmıştı. Çocuğun annesi bu durumu protesto için Sultanahmet adliyesinin önüne çadır kurmuştu. İşte bu sıra Sıtkı Yener, semt esnafından ve hippilerden para toplayarak bu kadına ve çocuğa yardım kampanyası düzenledi. Öyleyse Hippiler Kralı da Yener olmalıydı. Tacını meyhanede giydirdiler. O gece Kral ve Kraliçe yıkılıncaya kadar dans edip içki içmişti. Yerebatan sarnıcının hemen üstünde, berbat bir otelin 4-5 metre karelik merdiven altında bulunan Yener'in meyhanesi hippilerin üssüydü. Duvarları, tavana varıncaya kadar pop-art resimlerle süslenmişti. İlan tahtasında her dilden, her milletten macera severler için ilginç notlar asılıydı; satılık gitarlar, çadırlar, uyku tulumları, armonikalar, kameralar. Bir de defteri vardı meyhanenin: "trip" resimleri, şiirler, desenler.[1]


Sultanahmet’in bu kadar rengârenk olmasını o yıllarda bizim toplum hep hoş karşılamadı. –Ne zaman renkleri sevebildik ki zaten.- Dolaysıyla hippilere karşı olan bir topluluk da vardı. Onların bu kadar özgürce davranmalarını, dans edip, içmelerini, sürekli gülüp mutlu olmalarını sevmiyorlardı. Hatta Sultanahmet, “Bitli Sultanahmet” olmuştu. Hippi Perihan da karşı olanlara karşı mücadele etti. Bir olayda kendisine kaba davranan güvenlik görevlisine: “Ben Hippiler Kraliçeyisim. Bana bu şekilde davranamazsın.” şeklinde bir çıkış yaparak kendisinden özür dilettiği söylenir.[2]

Ve bir gün ölü bulundu Papatya Kız, Sirkeci’deki bir otel odasında. Ölmeden önce Hors Greger isimli bir alman ile aşk yaşıyordu. Ölümünden sorumlu tutulup bir süre gözaltına aldılar. Hippiler Kraliçesi’nin cenazesini Hippiler Kralı Yener kaldırdı. Perihan'ın mezarı başında hippi arkadaşlarının yaptığı törende İncil, Tevrat ve Kuran bir arada okundu.

Ana yüreği ya, annesi cenazesi başındaydı. Mezarını yaptırdı; mezar taşına  bir de “Hippiler Kraliçesi” yazdırdı. Ama ya babası? İzmir’de hurdacılık yapıyordu. Gazeteciler babasını buldular. Gazete haberine göre aynen şöyle dedi: "Ölüme sevinilmez ama, iyi oldu diyeceğim. Çünkü bir mikrop temizlendi."



Yaşam hikâyesi 1970'te Fehmi Tengiz'in yazıp yönettiği Hippi Perihan adlı bir filme konu oldu. Perihan Yücel'i filmde Feri Cansel canlandırıyor.[3]


O istediği gibi yaşadı. Kendi seçimlerinden gitti. O hep güldü. Dans etti ve içti. Kafası güzeldi. Dünyayı ve insanları sevdi. Kimseye kötülük yapmadı. O Hippiler Kraliçesiydi. O istediği gibi yaşadı ve öldü.
Mekânın cennet olsun Perihan!

Not: Yazı internet taramasından derlenmiştir.
Not2: Gazete görsellerinin büyük halini görmek için şu linke gidip Hippi Perihan diye aratın.

15 Kas 2013

E-kütüphanem


Merhaba,
Sonunda e-kitapların düzenlenmesi bitti. Daha önce de paylaşmıştım ama biraz düzensiz gibiydi. Kendi e-kütüphanemde bile karışıklık oldu. Yeniler farklı bir dosyada birikti. Birleştirirken var mı yok mu anlayamadım. Daha sonra, paylaştığım linklerin öldüğünü içeren mailler aldım. Hem kendi e-kütüphanemi düzene sokmak hem de yeniden paylaşmak için en baştan olaya el attım. Yazar adı - kitap adı şeklinde sıraladım. Ayrıca, A-Z'ye klasörler içinde bulunuyor. Geneli pdf. İngilizce ve Türkçe olarak karışık. Çok bozuk yazılı olanları arşivden çıkardım. Mümkün olduğunca adam etmeye çalıştım. 

Bu amme hizmetine bayıldıysanız sosyal medya üyeliklerinizde paylaşın. Paylaştıkça çoğalsın. Google Drive'a yükledim hepsini. Kendim için düzenlediğim bu e-kütüphanem herkese açık. Yeniler geldikçe de buraya yüklemeye yapmaya devam edeceğim. Liste'de bir hata ya da aynı kitaptan görürseniz bildirin lütfen. O kadar çok kitap ile uğraştım ki yanlışlık yapmış olabilirim.

Unutmadan, yazarların ismini kısaltmadan ve kaç ismi varsa hepsini yazdım. Mesela, Dostoyevski'yi D klasöründe aramayın. İlk ismi Fyodor olduğundan F klasöründedir. Lakin, siz şimdilik iki türlü de deneyin. Zilyon tane kitabı bir anda düzeltmek zor oluyor. Üşenmiş olup, tek isimle de bırakmış olabilirim. Ama zamanla istediğim gibi yavaş yavaş şekillendireceğim.
Dostluklar...

Ekitaplar için lütfen tıklayınız

Not: Her türlü fikir ve önerilerinizi dile getirebilirsiniz. Ctrl+F yaparak istediğiniz kitabı; yazar ya da kitap adı şeklinde aratabilirsiniz.

8 Kas 2013

Takas bilinci: Freecycle


Elbette her zaman bu tarz oluşumlar vardı, fakat Gezi Parkı olaylarından sonra tüketmeme bilinci biraz daha yayıldı denebilir. Farkındalık arttı ve bireyler böyle oluşumlara yönelmeye başladılar. Çok şükür! Bu oluşumlardan biri de: Freecyle

Facebook grubuna katıldıktan sonra artık bu oluşumun bir parçasısınız! Kullanmadığınız, elinizden çıkarmak istediğiniz her çeşit eşyanın ilanını teklif etiketi ile yayınladıktan sonra altına gelen yorumlar doğrultusunda uygun kişiye verebilirsiniz

Mesela, bir masaya ihtiyacınız var. Talep etiketi ile birlikte bu isteğinizi ilanın altına yazdığınızda size vermek isteyenler bu iletinin altına yorum yapacaktır.

Ben birçok kıyafetimi bu şekilde elden çıkardım. Aynı şekilde birçok şeyi de aldım.

Aslında, Freecycle tüm dünyada kullanılan bir platform. Sonunda Türkiye'de de böyle oluşumların artması sevindirici. Aslında yahoo grupları üzerinden yürütülüyor. Bu da genel sitesi: http://www.freecycle.org/


Tabi bu olayı sömürmeye çalışan insanlar da yok değil. Pusuya yatmış gibi verilen her ilanın altına yorum yazarak kapmaya çalışanlar da olmuyor değil. Hatta buradan alanları satmaya çalışan insanlar bile çıkıyormuş. Ama bunlar, bu oluşumlara gölge düşürmemeli ve bu bilinç daha da artmalı. 

Freecycle İstanbul Kural ve Önerileri
  • Açtığınız başlığın teklif ya da talep olduğunu, başlığın önüne „Teklif“ ya da “Talep“ yazarak belirtiniz.
  • Taleplerinizin sonunda bulundu ise "Bulundu", tekliflerinizin sonunda alındı ise "Alındı" yazınız.
  • Tekliflerinizde bölgenizi, kargo imkanını, elden verilip verilmeyeceği bilgisini veriniz. 
  • Reklam yapılmasına izin verilmemektedir. 
  • Şartlı takaslara izin verilmemektedir. Teklif ve Taleplerinizi ayrı başlıklar halinde verin. 
  • Korsan yayın, pornografi, silah, tütün, alkol, ilaç gibi ürünler teklif ve talep etmeyin. 
  • Kendinizi veya aile bireylerini teklif etmeyin. (Arka planda yaşanıyor maalesef) 
  • Başlıkların altında konuyla alakasız ve gereksiz yorum yapmaktan kaçının. 
  • Siyaset, din ve spor takımları ile ilgili konuları burada tartışmayın. 
  • Nefret söylemlerinden uzak durun. 
  • Büyük harflerle yazmayın. 
  • Aynı talebi sürekli yapmayın. 
  • Bir başlık altında farklı bir başlık için konuşmamaya özen gösterin. 
  • Bir başkasının adına konuşmayın. 
  • Freecycle "teklif ilk talep edene verilir“ mantığıyla işlememektedir. Teklif eden kişi, koşullarına uygun olan dilediği kişi ile irtibata geçebilir. 
  • Tüm tekliflerin altında aynı talepkar isimleri görmekten sıkılanlarınız oluyor. Bu durum etik olmamakla beraber grup kurallarının dışında da değil. Bu yüzden bu kişilere müdahalede bulunmuyoruz ancak grubun amacının suistimal edildiğine karar verirsek ilgili üyeleri gruptan uzaklaştırabiliriz. Lütfen tüm tekliflere talepte bulunarak o eşyaya sizden daha fazla ihtiyacı olabilecek kişilerin önünü kapatmayalım. 
  • Yukarıdaki kurallara uymayanlar uyarılacak, uygunsuz davranışlar devam ediyorsa gruptan uzaklaştırılacaklardır. 
  • *Kullanıcı, sayfa ya da yöneticilerle ilgili sorunlarınız için her zaman iletişime geçebilirsiniz. 
  • *Arkadaş olmadığınız kişilere attığınız mesajlar "Diğer Kutusu"na düşmektedir. Yöneticilerden ya da diğer grup üyelerinden alacağınız muhtemel mesajlar için bilgilerinize.

7 Kas 2013

Taşınırken dikkat edilmesi gerekenler


15 yaşımdan beri ailemden ayrı yaşıyorum. Lisede, 4 yıllık yurt maceramdan sonra İstanbul'a gelmemle birlikte ev muhabbetlerim de başlamış oldu. 

Beş senedir İstanbul'dayım. Çeşitli evlerde kaldım. İstanbul gibi pahalı bir yerde istediğin fiyatta, konumda ve şekilde ev bulmak samanlıkta iğne aramak gibi bir şey.

İstanbul'u baz alarak yazımı şekillendireceğim. İstanbul'da bu işin altından kalkan, başka yerlerde daha kolay konumlanır diye düşünüyorum.
***
Öncelikle, okula ya da işinize yakın olması zaman ve ruh sağlığınız açısından iyi olacaktır ama her yer, özellikle kadınlar için, yaşamaya uygun olmayabilir. Ben genelde, mesafeyi orta halli tuttum. Eğer araç beklemesiz 30 dakika süren bir yol maceranız varsa öpüp başınıza koyun, çenenizi açmayın derim. 

İstanbul Üniversitesi'nde eğitim alırken, üç sene Kadıköy, Rıhtım'da yaşadım. Vapur'a çok yakın olduğum için ha karşı da oturmuşum ha oturduğum yerde. Vapur + tramvay yaparak hedefime ulaşıyordum.

Şimdi pıtırcıklarım, son taşınma eylemim çok yorucu oldu. Çünkü daha önce birilerinin yanındaydım. Birilerinin yanına geçtiğim için elimdeki eşyaları elden çıkartmıştım ve bu sefer tekrardan kendim bir ev açmaya karar verdim. Çalışmaya başlayınca düzen ve huzur gerekiyor. 

Elde hiçbir şey olmayınca bir anda tüm masrafın altından kalkmak çok zorlayıcı olabiliyor. Eğer böyle bir niyetiniz var, yavaştan bir köşede birikim yapın. Sonra benim gibi göte gelmeyin. Zaten, eğer yapabiliyorsanız her durumda köşede birikmiş bir paranız olsun. Çok büyük meblağ olmasına da gerek yok. İnsanın başına ne geleceği belli olmaz.

Şöyle, ev ararken dikkat edilmesi gerekenleri karışık olarak sıralayalım:
--> Ev sahibi iyi mi, aynı binada mı yoksa dairenin yakınında mı oturuyor? Çünkü bazı ev sahibi insanlar, evi kiraladıktan sonra evde bir hakları olduğunu sanabiliyorlar.
--> Ev temiz mi değil mi? Bazı evler çok bakımsız olabiliyor. Bu evlerden kaçının, biraz daha aramaya devam edin. Size uygun ev çıkacaktır. Sağlığınızdan önemli değil. Kirli, bakımsız evlerin banyo ve mutfakları leş gibi oluyor. Sadece kirlilikten bahsetmiyorum.
--> Depozito emlakçı parası derken biliyorum baş ağrılarınız artacak. Lakin, sahibinden ev bulmak gün geçtikçe zorlaşıyor. Şansınız olmalı bu konuda. Pardon ama iki ev kirası ya da, bir ev kirasından biraz daha fazla depozito olan ev sahiplerine götoş demek istiyorum. Normalde bu yasal mı bilmiyorum ama depozito konusunda fiyatı aşağı çekmek için konuşun. İki aya da bölebilirsiniz. Emlakçılar neden İstanbul'da bu kadar fazla alıyorlar, onu da anlamadım.  
--> Rutubet var mı? Bunu kesinlikle öğrenin. Duvarlar yeni boyanmış olabilir ve bu bir aldatmaca da olabilir. Ara katlar bu konuda daha şanslı. Alttan üstten korumalı olduğu için sıkıntı olmuyor. Rutubet olan ev sağlıksızdır. Duvarlar dökülür ayrıca.
ve ve ve
---> Kızlı erkekli girilip girilmediğini kontrol ediniz lütfen. Yoksa daha sonra kendinizi karakolda bulabilirsiniz.

Kendinize uygun bir ev bulduktan sonra artık eşyalarınızı düzenli şekilde kolileyip, bir nakliyeci ile anlaşmak kalıyor. Eşyalarınızın sayısına göre uygun bir araç ile anlaşırsınız. Mümkünse eşyalarınızı taşımanıza yardım edecek bir erkek arkadaş bulun. Teşekkür etmek adına, bir akşam onun için sevdiği yemeği yapabilirsiniz. Ama beyaz eşyalar için hamal gerekli olabilir. Nakliye için anlaştığınız kişiye bunu sorun; aynı zamanda hamallık da yapıyor olabilir.

Eğer eşyanız az ve taşındığınız ev için yeni şeyler alacaksanız. İlk etapta temel eşyalardan başlayın. Buzdolabı, çamaşır makinesi, perde, yatak olmazsa olmazlarınız. Daha sonra koltuk, masa, sandalye, dolap gibi ikinci en önemli olan eşyaları halledersiniz. Tüm bunları tamamladıktan sonra yavaş yavaş eksikleri alırsınız. Hatta benim gibi yapıp, ihtiyaç listesini facebookta yayınlayabilir arkadaşlarınıza zorunlu hediyeler sıralayabilirsiniz :) Bakınız şekil A. Ayrıca facebookta eşya paylaşım ve ikinci el alım satım için gruplar var. Buradan da birçok eksiğinizi temin edebilir; siz de işinize yaramayan her türlü eşyalarınızı verebilirsiniz (Bununla ilgili daha sonra detaylı yazacağım.)

Dostluklar...


5 Kas 2013

Kızlarım

Fındık Hanım'ı zaten tanıyorsunuz ama üç aydan beri evimizde bir kız daha var. Fındık, işin başında bundan pek hoşlanmasa da zamanla alıştı. Gerçi kendi türüne bile kıl olan bir kedi. Ama Mathilda, bir rednose (Pitbull) olmasına rağmen daha sakin. Çünkü doğduğundan beri kedilerle birlikte. Şimdi birbirlerine alıştılar yakalamacılık oynayıp, gece yan yana uyuyorlar. Ben de aralarına yatıyorum. 

You know, my cat, Fındık but we have one more girl in our home. First time, Fındık didn't like dog. She got the feel of dog in time. Though, she doesn't like so much also cats. But, Although Mathilda is rednose (pitbull), she is calmer. Becouse, she is with cats since she borned. Now, they like from each other. They play catching and sleep together. I also lie between them.

2 Kas 2013

Ağlanacak halimize gülüyoruz!


Dün iş yerinden birkaç arkadaş video kaydı almak için Kadıköy'e gitti. Olayın amacı, halka "İstanbul'un en büyük sorunu nedir?" diye sorup, düşüncelerini öğrenmek. 

Günün gecesinde, videoların bir kısım deşifrelerini ben yaptım. Öncelikle şunu diyebilirim ki burada yaşayan ya da yaşamayan herkes için öncelikli sorun trafik

Üçer dakikalık videolar yer yer güldürücü, yer yer düşündürücüydü. Sonra dedim ki "Ağlanacak halimize gülüyoruz!"
***
Ezberci eğitim yerine ifadeci eğitim verselerdi kendimizi ifade etmeyi, cümleyi kurmayı öğrenirdik en azından. Üniversite öğrencileri bile düşünmüyor. "Bir şeylerin mücadelesini veriyoruz." diyorlar ama tam olarak ne yaptıklarının onlar da farkında değil. Evet! İçten gelerek, bir şeyleri arzulayarak savaşlarını veriyorlar ama konformist hayatın rahatlığından olsa gerek bazı şeyleri de eksik yapıyorlar. Yeterince okumuyorlar, yeterince tartışmıyorlar. 

Videolardaki öğrencilerin en büyük sorunu, bence kendilerini ifade edememeleriydi. Cümlelerin sonunu getiremiyorlar, aynı kelimeleri tekrar edip duruyorlar. Elbette, kamera görünce heyecanlanmış olabilirler. Ama bir şeyin girişini yapıp sonunu getirememenin heyecanla pek alakalı olduğunu sanmıyorum. 

Eğitim sistemi içler acısı. Okulu gidip gelmekle, sınavlardan yüz puanı çakmakla da bu işler olmaz. Sistem, bize iyi eğitim olanaklarını sağlıyormuş gibi gösterip aslında okumuş cahil bir toplum yaratmaya çalışıyor. 
***
Sevgili halk ise geçim derdine düşmüş. Karnını doyurmanın, kirasını ödeyebilmenin derdinde. Kim gelmiş, kim ne yapmış umurlarında değil. İnançları kalmamış. Ezilmiş, sömürülmüş. Stockholm sendromunu yaşıyorlar gibi konuşsalar da kızamıyorsun ki onlara. Çünkü kızılacak onlar değil; onların zayıflıklarını kullananlar ve bu kullananlara izin verenler.

Aslında günün sonunda olayı en güzel belirten Çiçekçi Abla olmuş: "İstanbul bizi sikiyor, biz çekiyoruz!"

Not: Sevgili annem her zaman der: "Bir insan heyecanlansa da adını unutur mu hiç?"
photo by

31 Eki 2013

Toplu taşıma içinde inatla mesajlaşmaya çalışanlar

Şu toplu taşıma kullanan insanlara bayılıyorum. Halk dediğin toplu taşıma içinde o sefaleti çekendir! Halk dediğin toplu taşıma içindeki o mozaik çeşitliliktir!

"Teknoloji gelişti; herkesin elinde telefon, tablet... Aman efendim dünya, insanlık ne hale geldi? Sürekli klavye başında, tık tık bir şeyler yazıyoruz." muhabbetlerini artık geçiyorum. Geçelim lütfen! Bunun kaçışı yok. Lakin benim takıldığım nokta yine bir dolmuş yolculuğunda karşılaştığım manzara.

Bu seferki konumuz kısa-orta arası boylarda bir ablamız. Dolmuş elbette tıkış tıkış! Bu ablamız dolmuşa bindi. Elinde (sanırım) son model bir telefon var. Tıkır tıkır bir şeyler yazıyor. Kapı girişinde duruyor ve bir sonraki durakta uzun boylu bir adam biniyor. Kadının arkasında da ilkokul çocuğu var. Çocuk ne yapsın? Görüş açısında kadının telefonu. Ne yazdığını büyük bir dikkatle okuyor. Uzun boylu abimiz boy avantajından ötürü kadının yüz hizasından kolunu uzatıp tutunacak bir dal buluyor. Lakin ablamız inatla, tüm engellere rağmen yazmaya devam ediyor. Adamın kolu, burnunun yakınından geçtiğini görmesine rağmen, sağa ufak bir dönüşle ve kolunu farklı bir pozisyona sokarak yine yazmaya devam ediyor!

İyi açıdan düşünüyorum. Çok acil konuşması gerekiyor. Ölüm kalım meselesi var! Yavrum 10 dakika falan sabret yahu. Zaten arkadaki çocuk tüm hikayeni okudu. 

28 Eki 2013

Ağaç yaş iken eğilir

Toplu taşıma araçları gözlem yapmak için mükemmel yerler. O kadar çok çeşit insan biniyor ki ilginç muhabbetlere ve davranışlara tanık oluyorsunuz. 
Maltepe'den Bostancı dolmuşuna yine sıkış tıkış binmiş bir şekilde yol alırken tutunduğum demirliğin hemen aşağısında iki kadın ve sevimli bir minik kız oturuyordu. 

Kızın elinde peçete vardı. Yere düştü ve annesi "Sakın almayacaksın bir daha." dedi. Sanırım pis bir yere düştüğü için almasını istemedi. Sonra küçük kız "Yanımda oturandan kaptım." dedi. Konu anlaşılacağı gibi ilkokul bitleri! Bununla ilgili durumu annesi yandaki kadına anlatıyordu. "Şimdi geçti." dedi. 

Oysa benim aklım yere düşen peçetede kalmıştı. Çevreyi koruma adına sevgili ailelerimiz çok güzel eğitim veriyorlar. Eğer o çocuğa onu şimdi alacak ve indiğinde çöpe atacaksın şeklinde bir uyarıda bulunsaydı; bence çocuk bir sonraki zamanda yere çöp atmamayı ve elindeki bir şeye sahip çıkmayı öğrenmiş olacaktı. Ayrıca o pis yere düşen bir şeyi almakla insanlar kanser olmaz ve biraz mikrop çocuğun ileride daha dirençli olmasını sağlar. 

Takip et / Follow me on

23 Eki 2013

Çöp kenarına bırakılan bebekler


Merhaba,
Dün iş yerinde dönen ilginç bir olaydan bahsetmek istiyorum. Özgür ile bir kadının iki aylık çocuğunu evde bırakarak tatile gitmesi ve bebeğin (doğal olarak) ölmesi haberini tartışıyorduk. Daha sonra konuya mutfaktaki ablanın da dahil olması ile birlikte asıl bomba patlar.

Kardeşinin eşi bir gün çöp konteynerinin yanında bir kız bebeği bulmuş. Bizim ablanın da iki oğlu var ama kız çocuklarını çok seviyor. Bu kişi de bunu düşünerek bu bebeği ablaya getirmiş. Abla da eşi de çocuğu kabul etmiş, büyütmek için fakat halen daha tam olarak anlayamadığım bir sebepten ötürü bu zavallı bebeği sahiplenemiyorlar. Anladığım kadarıyla dini sebepler engel oluyor. 

Daha sonra bebeği alıp, kocasından yeni boşanmış bir tane kızı olan bir komşuya götürüyorlar. Kadın da büyütmeyi kabul ediyor. Büyürken bunlar da mamasından, bezine birçok ihtiyacı için yardım ediyorlar.

Bebek şimdi büyümüş, durumu iyiymiş. 

"Polise neden gitmediniz?" diye sordum. "Annesi bırakmış bir bebeği polise götürsek onun için daha mı iyi olacaktı? Çocuk esirgeme kurumu daha mı iyi bakacaktı?" şeklinde bir cevap geldi.

Dışarıda gerçekten ilginç olaylar dönüyor. Ne desem bilemedim.
Dostluklar...

2 Eki 2013

İstanbul trafiğinde motor kullanmak...


İstanbul'da motor kullanmak fantastik gerilim filiminde canavarlarla savaşmak gibi. Motor kullanmıyorum ama bir artçı olarak bu gözlemleri yaptım. 

Yaz boyu işe A.'nin motoru ile gidip geldim. Eve her adım attığımda "Oh bugün de yaşadık." diyordum. İstanbul trafiğinde dört tekerlekli araçlar kesinlikle iki tekerlikli araçları siklemiyor! Araçtan saymıyorlar. Nasıl umursamaz davranabiliyorlar, anlamıyorum. Yanlışlıkla bir çarpsalar ölme riski çok fazla. Bunu vicdanını nasıl taşıyacaklar hiç düşünmüyorlar mı?!

Hele hele... Araç kullanırken bir de ellerinde telefonla uğraşanlar var ya diyecek kelime bulamıyorum. Yola değil, telefondaki son mesaja bakıyorlar. O kadar mallar ki yandan gelen motoru hesaba katamıyorlar. Çünkü onların trafiğinde iki tekerlekliye yer yok. 

Bir gün bu şekildeki bir kız eziyordu bizi. Bir de utanmadan "Pardon!" dedi. Arabasını tekmeledim ben de. 

E5'te motor üstündeyken, yanımdan geçen araçlar canavar gibi geliyor. Bizi yakalayıp, yok etmek istiyorlarmış gibi yanımızdan geçiyorlar.

Istanbul trafiği ile ilgili söylencekler bitmez ama sürücü kurslarında trafikte saygı diye bir ders olmalı. Motorların da olduğu kafalara sokulmalı. Zor olacak ama inancım var yine de. 

18 Eyl 2013

Pardon ama siz gerizekalısınız?


Merhaba,
Taşındığımdan beri metroyu sık kullanır oldum. Dolaysıyla metro insan tipolojisini, insan davranışlarını her gün gözlemlemek zorunda kalıyorum. Bunlardan bahsetmek istiyorum. 

Gözlerine sokula sokula yazılanları okudukları, üstelik bir de sesli uyarı duydukları halde kendilerini akıllı sanıp önce davranmaya çalışan, diğer insanları darlayan bu insancıklar, çok üzgünüm ama gerizekalılar. Toplum içindeki serbestliklerden bahsederken, toplumsal yaşamın getirdiği bazı kurallara uymayı gözden kaçırıyorlar. Ya da işlerine öyle geliyor. Bir arada yaşıyorsak bir düzen içinde hayatlarımızın ilerlemesi için bazı kurallara uymamız gerekir. 

Metro geliyor. Kapıların açılmasını bekliyorlar. Giriş çıkışın tam önünde "İnenlere öncelik veriniz." yazıyor. Ama o kadar gerizekalı ki karşısında durduğum halde bir insanın içinden geçemeyeceğini idrak edemiyor. Başka açıklaması yok, aptal olmalı ki içimden geçip oturacağını düşünüyor. Sonra insan vücuduna çarpınca dönüp dikleniyor. Sonra vay efendim! 10 dakikalık mesafe için o kıymetli poponu ayakta tutsan ne olacak. Kenara geçiyorum, insinler diye. Bazen de biri benim önüme geçiyor. Akıllı ya kendisi! 

Bir diğer grup da zeka engelliler (Zihinsel engelli vatandaşlarımızdan bahsetmediğimi yazımı okuyanlar anlayacaktır.) Metrodan indikten sonra insanlar çıkışlara doğru ilerliyor. Bir grup insan asansöre doğru ilerliyor. Bir gün yine metrodayız. İzin almıştım, evden işe dönüyorum tekrardan. Gün ortası olduğu için çok kalabalık değil. Arkamdan bir teyze asansöre doğru giderken göz göze geldik ve "Asansör ile çıkmak ister misiniz?" diye sordu. Ben de "Asansör engelliler için." dedim. Böyle bir cevap beklemiyordu ve gülümsemek zorunda kaldı ve asansöre bindi. Gözlerimle de şahit oldum. Onca insan asansör önünde beklerken bedensel engelli bir vatandaşın önünü umursamadan  tıkamışlardı. Zaten yürümüyorsun arkadaşım, merdivende bile duruyorsun, kendi çıkıyor. İki dakika geç çık metrodan. Yaşlı, çocuklu, engelli vatandaşların yerini neden işgal ediyorsun? 

Metro giriş çıkışı, metro asansörü derken metro merdiveni olaysız geçer mi? Dün metroda kaltağın birini dövüyordum az daha. Yürüyen merdivenlerden iniyoruz. İki kişi sağlı sollu durmuş. Biri bir basamak aşağıda. İndiğimi görüyor. Koca kıçıyla sol geçişi kapatıyor. İstifini bozmuyor bile. Bir de tip tip bakıyor. Geçerken ben de "Solda durmayınız!" dedim. Laf attı, ne dedi orada tam duyamadım. "Ne diyorsun? Sağda duracaksın." diyorum. "Bir yerde yazmıyor." diyor. "Bak dön, nerede yazıyor." dedim. Göt olunca "Geçişini engelliyor mu?" diye bozuk papağan gibi takıldı. "Toplum içinde yaşıyorsan bazı kurallara uyacaksın. Toplum içinde yaşamayı öğren." diyorum. Ama zor tutuyorum kendimi. Burun buruna gelmişiz benden kısa (zaten götü yere yakınlarda sorun çıkıyor, sözüm meclis dışarı.) Saçını çekeceğim falan sanıyor herhalde ama kafasına yukarıdan indirdim mi darbeyi görecek. Saçından tutup sürükleye sürükleye yazının önüne götürüp, beynini çarpacağım, öğrendin mi diye bağıracağım dibinde. Sonra sol da değil sağda durmayı öğrenecek döl israfı kaltak. Sonra A. kolumdan tutup çekti. Yanındaki adama bir şey dedi. Adam da ses edemiyor, haklıyım çünkü. Ukala ukala gezen tiplerin kibarlıktan ve toplumda saygıdan bir haber gezmelerine kıl oluyorum. 

İstanbul'daki bütün ulaşım ağında bunun gibi sorunlar oluyor ama metrodaki bu tiplere daha kıl oluyorum. Tipolojiyi karşılaştırdık mı metro içindeki insanlar görünüş olarak daha iyi giyimli, daha bilen, okumuş gibi. Metro hattının olduğu yerlerdeki evlerin kiraları da genelde yüksek. Türkiye'de böyle. Metro ağı çok gelişmiş değil, yapılanlar da belirli yerlere yapıldığı için böyle bir sonuç çıkıyor. Demek istediğim insana benzeyen insancıkların bu tarz davranışlar sergilemesi beni daha çok sinir ediyor. Ama inatla içimden geçmeye çalışanlara omuz atmaya, solda duranları terslemeye, asansörü kullananlara da laf atmayı bırakmayacağım. 
Dostluklar...

13 Ağu 2013

O bir filim Madamı...

Film izlemeyi çok seviyor ve internetin nimetlerini sonuna kadar sömüren biriyseniz siz de bu siteyi çok seveceksiniz: http://filimadami.com

İzlediğiniz filmleri arşivlemeye yarayan çok kullanışlı bir site. Filmi izlediklerinize ekledikten sonra puan verip yorumlayabilirsiniz. Yapılan yorumların hemen hemen hepsi kaliteli. Zaten sırf yorum yapmak için yapılan iletilere izin verilmiyor. Yorumları da puanlayabilirsiniz. Eklediğiniz filmlere göre size çeşitli istatistikler sunuyor. Ayrıca her filimi bir kere izlemeyi baz alarak hayatınızın kaç saatini bir şeyler izleyerek geçirdiğinizi de hesaplıyor. Film listelerini inceleyebilir, tavsiyeler alabilirsiniz. Benden tam puan aldı. Kullanmanızı tavsiye ederim. Hemen girip daha nicesini keşfedin!
2 Ayını film izlemekle geçirmiş. (2152 saat) - İzlediğim film: 1105 Dizi: 32 Diğer:16
İlk üçlerim:
En çok izlediği türler = Dram, komedi, romantik
En çok izlediği ülkeler = ABD, İngiltere, Fransa
En çok izlediği oyuncular = Johnny Depp, Cameron Diaz, Brad Pitt 
En çok izlediği yönetmenler = Woody Allen, Steven Spielberg, Tim Burton 
En çok izlediği senaristler = Woody Allen, John Hughes, Pat Proft
En çok izlediği yıllar = 2009, 2010, 2008 

Filimadami.com’da sinemayı keşfetmeye yarayan diğer bazı özellikleri de paylaşmak da yarar var.
1. BiCevap Arıyorum bölümü ile kullanıcıların ismini bir türlü hatırlayamadıkları filmlerin isimlerini diğer film insanlarına sorarak bulması amaçlanmıştır. Bugüne kadar sorulan soruların yüzde 70’ine yakını çözüme kavuşmuştur.
2. Popüler Film Listeleri bölümü adından da anlaşılabileceği üzere ünlü sinema dergilerinin, haber sitelerinin veya sinema sitelerinin hazırlamış olduğu film listelerinin paylaşıldığı bir alandır. Örneğin; Empire dergisi, Criterion Collection, IMdb vs.
3. Film Fecir bölümünde kullanıcıların sinema üzerine gönderdikleri yazılar yayınlanır.
4. Seyr-i Sual bölümünde kullanıcıların gönderdikleri sorularla oluşan bir sinema bilgi yarışması yer almaktadır.
5. Hangi Film bölümünde birkaç günde bir belirlediğimiz konu başlığı üzerinden tüm site kullanıcıları bildikleri filmleri önererek bir topluluk havasında yeni filmler keşfedebilirler. Örneğin; konu başlığının 60’lar olduğu günde, 60’ları en güzel anlatmayı başarabilmiş filmleri bulabilirsiniz.
6. Etiketlenmiş Filmler bölümünde filimadami.com’un belirlediği kategorilerle ilgili film listelerine ulaşabilirsiniz. Örneğin; çerezlik filmler, az kişi tarafından bilinen şaheser filmler, ağlatan filmler vb.
7. Pop-Corn bölümünde site üzerindeki filmler arasından istediğiniz şekilde arama yapabilirsiniz. Örneğin; Güney Kore menşeli, şu puanın üzerinde, romantik-komedi izlemediğim filmleri getir diyebiliyorsunuz.
8. Şansıma Güveniyorum bölümünde filimadamı size rastgele filmler sunar.
9. Filmlerin sayfasında yer alan filmle ilgili araştırma linkleri, sizi başucuna alınan rastgele filmlere ışınlayan mr.spock butonu vb. birçok özellikle ile sinemayı keşfetmenize yardımcı olur.

29 Tem 2013

Kim bu hippiler?

Hippi denince aklınıza ne geliyor? Kokuşmuş vücut, pis, uyuşturucu, doğa vs. mi? Sadece bunlara indirgemek doğuş felsefesini göz ardı etmek olur. O zaman biraz hippi hareketinin ne olduğu inceleyelim.

Hippi alt kültürü, Amerika'da ortaya çıkan, 1960'lar boyunca diğer ülkelere yayılan bir gençlik hareketi. Kendisine asla sınır koymaz, var olan tüm yetkileri reddeder, komün hayatı savunur, aynı zamanda özgürlükçüdür. Aslında bugünkü mutlak retçiliğin temellerini atar.

1960'lı yıllarda dönemin komünist ve faşist yapılanmalarına karşı çıkan, özgürlüğün bireyin kendi içinde olduğunu savunan ancak uygulamaları ile anarşist düşünce tarzından ayrılan, düşünce biçiminin gerçek yaşama dönüştüğü bir yaşam tarzıdır.

Hippi akımı sanattan televizyona, edebiyattan modaya kadar birçok alanı etkiledi. Din ve kültürel farklılıklar hippiler tarafından benimsendi ve büyük çapta kabul gördü. Doğu felsefesi ve ruhsal kavramlar büyük ses getirdi. Bugün için hippi yaşam tarzı etkileri, günümüzde uyarlanmış haliyle sağlıklı beslenmeden müzik festivallerine, cinsel devrimden hatta sanal gerçekliğe kadar her türlü alanda göze çarpmaktadır.

“Hippie” kelimesinin kökeni
Hippie kelimesi hipster'den geliyor. Sözlük yazarı Jesse Sheidlower'e göre, dönemin hipster ve hippie kavramlarının kökenleri bilinmeyen “hip” ve eşanlamlısı “hep” kelimesinden türemiş.


WoMEN Dergisi Temmuz 2013 Sf. 33-35, Yeşim Özbirinci

22 Tem 2013

Mix Album: Fun with me

Merhaba,
Yeni yaptığım karışık albümüm Fun with me'ı dinlemeden geçmeyin.

Hello,
Please check my new mix album, Fun with me.

21 Tem 2013

Ihlamur Kasırları


Eski çalıştığım yer Ihlamur Kasırlarına'na yakındı. Her gün önünden geçerken "Ne güzel yer yahu. İşten ayrıldığım gün burayı gezeceğim derdim." derdim. Ve gezdim! Ihlamur Kasrı Fulya'da. Giriş ücretli. 









10 Tem 2013

Beyaz tenli olmak


Beyaz tenli olmak seksidir. Göze değişik, güzel gelir. Kimine göre çirkin de gelebilir, ölü gibi de! Ama beyaz tenli olmak güzeldir. Beyaz tenli olunmaz doğulur! (MJ hariç) 

Gülü seven dikenine katlanır demişler. Beyaz tenli olmak her ne kadar hoş olsa da dezavantajları da çok fazla. Biraz bunlardan bahsedelim.

Beyaz tenli insan, Güneşi ne kadar çok sevse de fazla Güneş ışını en büyük düşmanlarından biridir bir kere. Yüzmeye gittiklerinde güneşlenmemeleri gerekir, yoksa tavuk götü gibi olur tüm vücudu. Bundan dolayı vücutları hassastır. Normal hayatlarında da yaz kış demeden güneş kremi sürüp dışarıya çıkmaları gerekir yoksa her an bir yerden alerji patlayabilir. 
Genelde yanaklarında, sırtlarında lekeler ya da çiller bulunur. Yaz aylarında bu lekelerde artış gözlemlenir. Bunlar kanser riski taşısa da göze güzel gelir. 

Suratta bir sivilce çıkarsa hemen kendini belli eder. Ufak bir sürtünmede bir tarafları hemen morarır. Herhangi bir sorunu vücudu hemen belli eder. Narindirler, hassastırlar yani. Epilasyon sonrasından hiç bahsetmiyorum bile. Bir gün boyunca kırmızı noktalar olur.

Ekşisözlükte bir yorum çok hoş, paylaşmak istiyorum:
"Ay'ın bir parçası, sabah renginin ta kendisidir. Savunmasız ve masum bir çıplaklığı vardır. Güzel kokarlar ve yumuşaktırlar. Tenleri pürüzsüz ve kaygandır. Buna nazaran temizliğin de simgesidirler. Güneş yerine ay ışığında güneşlenmiş gibidirler."  via 
Beyaz tenli insanlar sürekli "Ne kadar beyazsın." ya da "Ay, peynir gibisin.", "Biraz denize git de yan." gibi cümlelerle karşılaşır. 

Beyaz ten siyah saç, beyaz ten kızıl saç ya da beyaz ten sarı saç gibi her türlü kombinasyon bu beyaz ırklarla uyumludur. Ne yapsalar gider.


Biliyorum birçoğunuzun vampir fantezisi var. Bu etkiyi beyaz tenliler çok güzel yaratıyor. Küçük oyunlarınıza alet etmek için bire birler. Beyaz tenli erkekler genelde temiz suratlı oluyor. Kadını da erkeği de böyle büyülü, pek güzeller. Böyle şey gibiler, fantastik filmden fırlama gibiler. 

Biraz da azınlık olmalarından dolayı memleketimizde dikkat çekiyorlar. Ülkemizin kuzeyinde görülürler genelde. Kimilerine göre de çirkindirler ve kutsallaştırmaya gerek yoktur. 


8 Tem 2013

Mix Album: Peace&Love

Merhaba,
Yeni yaptığım karışık albümüm Peace&Love'ı dinlemeden geçmeyin.

Hello,
Please check my new mix album, Peace&Love.

7 Tem 2013

Number 34: Make mix album / Madde 34: Karışık albüm yap

Number 34: Make album from you favorite song list and uploud to inthernet
Madde: 34: Sevdiğin parçalardan müzik listesi yap bunu online albüme çevir

Merhaba,
25'ime bir sene kaldı ve şöyle bir listeme göz attım. Daha yapmam gereken çok şey var! Hepsini nasıl tamamlayacağım diye kara kara düşünmeye başladım ama sanırım böyle daha eğlenceli olacak. 34. maddeyi gerçekleştirmek için çok güzel bir site buldum. Aslında önce rapidshare gibi bir sitelerden birine yüklemeyi düşünüyordum ama artık bu yöntemlerin çok eskidiğini ve gereksiz olduğunu düşündüm. 8tracks.com'a farklı tarzlarda birkaç çeşit albüm oluşturdum ve önerdiğim şarkıları yükledim. Siteyi gezerseniz çok güzel karışık albümler bulacaksınız. Ama önce benimkilerden dinleyin! Ayrıca bu albümler güncellenecek ve yeni karışık albümler yapmaya devam edeceğim. 
Keyifli dinlemeler....

Hello,
One year before 25 age, i cheched my 36 things. I have so number that i should do! I started to sit on egg how i will finish but trying to finish in short time will be fine. I found a website for my number 34. In fact, before i found it, i thought i could uploud mix album to rapidshare. But then, i thougt it is unnecessary. I uploded different mix albums to 8tracks.com. You can enjoy website. But first listen mine! By the way, mix albums will be updated and uploud new mix albums. 
Enjoy listening...!

Not: 36 Madde için tıklayın! /
P.S.: Click for 36 Things!



5 Tem 2013

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler öğrencilerine altın değerinde rehber!


Merhaba,
İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü 2012 mezunuyum. Kazandığımda bu bölümün popüler olduğu senelerdi. Bölümün ismi ve okulun kapısı olunca insanın biraz havası olmuyor değil. Ama havan batsın diyorum ve karşılaştığım zorluklardan, edindiğim tecrübelerden ve tavsiyelerden oluşturduğum bu yazı umarım bu bölüm öğrencilerinin işine yarar. Her ne kadar iyi kötü bir yolda ilerlesem de keşke yaşayarak edindiklerimi birileri söyleseydi dediğim anlar olmadı değil. Bir de bizim dönemde SBUİ ve benzeri bölümlerle ilgili okul içinde de çok fazla eksikler vardı.

Öncelikle bu bölümü niye seçtiniz?
Birilerinin tavsiyesi ile mi geldiniz, yoksa hedefleriniz doğrultusunda mı? Ya da şansa mı çıktı üniversite sınavından? Önce bunu sorun kendinize. Bunun iki sonucu vardır. Ya nasıl geldiğiniz doğrultusunda devam edeceksiniz ya da okuldan ayrılacaksınız. Eğer bölümü bırakmak istiyorsanız bu yazının devamını okumanıza gerek yoktur.  (Ya da okuyun belki ilham verir =)

Hacı ben ilerlemeye karar verdim
Bu bölümde ilerleyecekseniz artık nasıl geldiğinizin önemi yoktur. Bundan sonra ki aşama nasıl ilerlemeniz gerektiğidir. Bu aşamayı ben üçe ana başlığa ayırıyorum: Akademi, Kamu ve Özel Sektör. Hangi kolda ilerlemek istediğinizi karar vermeniz gerekiyor. Çünkü hepsinin yolu farklı engebeli. 

Akademi
Okulda hoca olmak, araştırmalarınızla alanınıza katkı sağlamak istiyorsanız doğru bir seçim yapmışsınız demektir. Bunun için ders notlarınızı yüksek tutun. Düşük olması akademik kariyerin başlamadan bitmesi demek değildir ama yüksek ortalama size çok büyük avantajlar sağlayacaktır, işinizi kolaylaştıracaktır. Düşük bir not ortalaması ile kendinizi farklı yollardan kanıtlamanız gerekecektir. Bu da ekstra uğraştıracaktır sizi. Ayrıca yüksek notlar daima güzel burslar getirir. İlk senenin sonunda hangi konu üzerine çalışmak istersiniz diye düşünmeye başlayabilirsiniz. Zaman geçtikçe elbette fikirler değişecektir ama bu tarz seçimleri de son ana bırakmamak lazım. Spesifik olmasa da geniş alanı kapsayan bir konu başlığı seçip bununla ilgili kaynakları okumaya başlayabilirsiniz. En azından ilerisi için bir alt yapı hazırlamış olursunuz. Bunun dışında seçeceğiniz konu ile ilgili işin ehli insanlarla görüşmenizi tavsiye edebilirim. Tavsiyeler çoğu zaman iyidir. Ayrıca bol bol makale yazın. Kötü ya da eksik bir çalışma olabilir. Bu önemli değil. Bu sizi ileriye hazırlayacaktır. Ayrıca, okulda yaptığınız ödevleri, yazdığınız makaleleri saklayın. Akademik başvurularda bunları bir dosya haline getirip hocalarınıza sunun. (Yurtdışı başvuruları için bunların İngilizcesinin de olması iyi olacaktır.)

Özel Sektör
Elbette her işe giriş süreci ve girdikten sonraki zaman zordur. Ama özel sektör diğerlerine göre daha sancılı oluyor. Özellikle SBUİ bölümünden mezunsanız. Yukarıdan bakınca hiçbir alanla alakası yok gibi gözüküyor ki kısmen doğru bu da. Çünkü bu bölüm her alana kapı açsa da çoğu alanla ilgisi yok. İş görüşmesine gittiğinizde sizden eğitim ve tecrübe istiyorlar. Eğer özel sektörde ilerlemek istiyorsanız hangi alanda çalışmak istediğinize göre okul dönemi içinde bol bol staj yapın derim. Örneğin, halka ilişkilerse bu sektörden birkaç firmada staj yapmak iş ararken size avantaj sağlayacaktır. Gene okul dönemi içinde istediğiniz alanla ilgili kurslar varsa gidebilirsiniz. Ayrıca özel sektörde ilerlemek istediğiniz alanla ilgili yüksek lisans yapmanızı da öneririm.

Kamu
SBUİ bölümü mezunlarını kamu kuruluşlarında çok güzel kariyer alanları bekliyor. Kaymakamlık, Dış işleri, Konsolosluk, Avrupa Birliği vb. gibi birçok kurumda çalışma imkanı var. Ama bir o kadar da zorlu bir süreci var. Gözüm yemediğinden ve kısıtlanmayı pek sevmediğimden bu yola hiç başvurmadım. Bahsettiğim alanlar üst düzey olduğu için birkaç aşamalı sınavları var ve hepsinden en iyisini yapmak gerekiyor. KPSS'den iyi bir puan, dil sınavından iyi bir puan ve sözlü sınavdan da iyi bir puan almak gerekiyor. KPSS sınavı geçmek isteyen birçok arkadaşım son senesinde ya da mezun olduktan sonraki sene dershaneye gitti. Evet, memur olduktan sonra aslında çok rahat yaşayabiliyorsun. Maaşın zamanında yatıyor, tatilin belli. Bunlar çok güzel şeyler. Eğer yapabiliyorsanız ve başka idealleriniz yoksa bu alanda kendinizi deneyin derim. Sadece dış işleri değil, diğer bakanlıkların ve devlet kurumların sınavlarını takip edin. Birçok alan var çünkü.

***

Yabancı dil
İster akademi, ister kamu ya da isterse özel sektör olsun, İngilizceyi anadil gibi bilmek yüzde yüz şart. Bunun yanına ikinci bir dili de eklemek artı bir puandır. Akademide araştırma yaptığınız alanla bağlantılı bir dil seçmek gerekir. Örneğin, Uzak doğu ülkeleri ile ilgili çalışma hazırlıyorsanız Almanca ya da Rusça seçmek pek mantıklı olmaz. Dil alt yapısı aldıktan sonra ilerletmek size kalmış. Yurtdışına çıkamıyorsanız couchsurfing gibi sitelerde konuşma toplulukları kuruluyor. Buralara katılabilirsiniz. Ayrıca Türkiye'deki yabancı bir arkadaşla anlaşıp karşılıklı dil eğitimi alış verişi yapabilirsiniz. Ev arkadaşlarınızı yabancı seçebilirsiniz. İnternet kaynaklarını da bu konuda çok iyi sömürün. Paranız varsa zaten iyi bir kursa da gidebilirsiniz.

Öğrenciyken para kazanmak
Üniversitelilerin en büyük sorunlarından biri bu olsa gerek. Para yetiştirememek! Gezmek, tozmak, içmek vs gibi aktiviteler parayı su gibi içer. Anne ya da baba banka geri ödemesiz kredi verse de üst üste çok isteyince insanın yüzü tutmayabiliyor. Bu yüzden arada az da olsa kendi paramızı kazanmak güzel olacaktır. İstanbul gibi büyük bir şehirde okuyorsanız zaten masraflarınız ister istemez artıyor. Büyük şehir demek aynı zaman fazla imkan demek. Fazla imkan olması her şeyin kolay olduğu anlamına da gelmesin.

Kafe ya da barda çalışabilirsiniz. Ama bu herkese uymayabilir ve yorucu da olabilir. Yine yarı zamanlı olarak bazı dükkanlar eleman alabiliyor. Bulmak zor olsa da araştırmak da fayda var.

Aslında öğrenciler için en güzeli organizasyon ajanslarından birine kayıt olmak. Lakin bu ajans olayları da bence yeni yeni Türkiye'de oturuyor. Eskiden sadece kağıt dağıtmak gibi gözükürken ajanslar şimdi güzel teklifler götürüyor. Tabi, her ajans iyidir diye de bir şey yok. BU ajans önerebileceğim bir yerdir. Herhangi bir ajansa kayıt olduktan sonra sık sık sizi iş için arayacaklar. Sizde uygunluk durumunuza göre kabul edersiniz. Kimi ajans işleri eğlenceli ve rahatken, kimisi de yorucu olabiliyor. Ama sık sık yarı zamanlı çalıştığınızda ay içerisinde birikmiş güzel paranız olacaktır. Ajansların şirket politikaları farklı olabiliyor. Kimi parayı iş bitiminde verirken kimi belirli bir süre sonra veriyor. Daha sonra verilenlere çok takılmayın. Verip vermemesi daha önemli. Önerdiğim ajansta bu tarz konularda sıkıntı yaşamazsınız.

Yabancı diliniz iyiyse, internette özel ders ve çevirmenlik ilanı verebilirsiniz. İngilizce ile ilgili çok fazla ilan olduğundan bununla ilgili de iş hemen düşmeyebilir. Ayrıca her ne kadar en yüksek düzeyde yarar sağlamasa da kariyer sitelerine de üye olup, arada incelemeniz belki şansa faydalı olabilir.

***

Arkadaşlar, umuyorum az da olsa bu yazı bir yarar sağlar. Aklıma gelenler şu an bunlar. Farklı şeyler gelirse yine yazı içine ekleme yaparım. Sizin bunlar haricinde demek istedikleriniz varsa lütfen yorum olarak belirtin ki bu bölümle ilgili merak edenler faydalanabilsin.

Peki, ben ne yaptım?
Ben de yeni mezun sayılırım ve iş hayatı konusunda yolun başındayım. Yazı yazmayı seven biri olarak kariyerim basın-yayın, yeni medya üzerinde ilerliyor gibi. Mezun olduktan sonra kısa bir süre bir sektör gazetesinde muhabirlik yaptım. Okul zamanından beri çeşitli sitelerde editörlük yaptım. Şu an da bir haber portalının içerik editörlüğünü ve kendi kurduğum e-derginin yönetimini yapıyorum. Dijital yayıncılık alanında planlarım var gibi. Zaman geçtikçe göreceğim neler olacağını :)
Dostluklar...

NOT: Her türlü sorularınız için yorum bırakabilir ya da mail atabilirsiniz. Elimden geldiğince yardımcı olmaktan keyif duyarım.

27 Haz 2013

Gezginlerin uğrak yeri kanepeler! Couchsurfing...

Gezgin ruhlu biriyseniz ve aynı zamanda az parayla çok seyahat etmek istiyorsanız, couchsurfing tam size göre. Büyük ihtimal birçoğunuz duymuştur. Hiç tanımadığınız, bir kere bile görmediğiniz insanlara evinizi açtığınızdan güvenip güvenmemek konusunda sıkıntı yaşamanız normal. Bunu anlamak için çeşitli yöntemler olabilir ama insanoğlunun sağı solu belli olmadığından sizi şaşırta da bilir. Kötü bir şeyin başınıza gelmesi ihtimali yine de düşük. En azından bu kadar insan arasında benim başıma gelmedi.

Siteye üye olduktan sonra profil oluşturuyorsunuz. Yeni açılmış bir profilde referans olmadığından kişi hakkında iyi biri mi kötü biri mi diye düşündürebilir. Evinize birini misafir ettikten ya da siz misafir olduktan sonra couchsurfing profili üzerinden deneyiminizi karşı taraf için yazıyorsunuz. Buna referans deniyor. Sizin profilinize giren insanlar bu referansları inceleyerek sizin https://www.couchsurfing.org/ ve nasıl bir arkadaş olduğunuz hakkında bilgi edinmiş oluyor. Ayrıca, güvenirlik konusunda onaylanmış profil seçeneği de mevcut. Cüzi bir miktar ödeyerek profilinizi onaylayabilirsiniz.

Profilinizi içinizden geldiği gibi tam doldurmanızı öneririm. Couchsurfing hesabı olan arkadaşlarınızı ekleyebilirsiniz ve onlara da referans yazdırabilirsiniz. Zaten arkadaşlık eklerken, nereden tanıyorsunuz kısmında çeşitli seçenekler mevcut.
Bu profili açtığınızda birilerini misafir etmek zorunda değilsiniz. Burada paylaşılan etkinliklere katılmak için de profil oluşturabilirsiniz. Çeşitli amaçlarla CS buluşmaları düzenleniyor. İsterseniz dil geliştirmek, yeni insanlarla tanışmak ya da kız/erkek tavlamak (Böyle arkadaşlar da mevcut.) için bu organizasyonlara katılabilirsiniz.

Profilinizi oluşturduktan sonra bir sürü yerli ve yabancı mesaj gelecektir. İçlerinde kötü niyetli olanlar da olacaktır. Dikkate almamak en doğrusu. Bu tarz insanlar gerçek hayatın içinde de oluyor. Buna engel olamazsınız. Gelen mesajlardan size uygun olan kişiyle iletişime geçerek sonuca bağlarsınız. Bu şekilde yeni kültürleri, insanları tanıma fırsatı elde edersiniz. Ayrıca bir kişiye yardım etmiş olursunuz. Dilinizi geliştirmek için de güzel bir yöntem.

Korkmanıza gerek yok. Olayın tadını çıkartın ve siz de gezilerinizde bu yolu deneyin. Hatta Türkiye içindeki seyahatleriniz de bile tercih edebilirsiniz.

Her gelen kişi ile yakın diyalog kurmak zorunda değilsiniz. Her gelen kişiyi çok sevmeyebilirsiniz de. Şunu da unutmamak gerekir, her yeni bir insanda yeni bir tecrübe edinirsiniz.
Dostluklar…

13 Haz 2013

Toplu taşıma aracında kitap okuma


Merhaba,
İstanbul trafiği her ne kadar sinir bozucu da olsa kitap okuma bakımından size zaman yaratıyor. Bu bakımdan olaya biraz pozitif bakıyorum. Bazen o kadar yoğun oluyor ki insan, o yolculuk sırası, tek kitap okuma zamanınız olabiliyor. 

Dün Haseki Hastanesi'ne bir ziyaret için gittik. Dolaysıyla tramvayı kullandık. Yanımda bir kadın oturuyor. Bir an kalkacak sandım ve kenara bacaklarımı çekerken: "Yo, rahatsız olmayın. İnmiyorum şu an." dedi.

Ve ardından...

"Yanlış anlamayın, ama siz kitap okuyorsunuz. Bir şeyi çok merak ediyorum. Çok istiyorum ben de yolculuk esnasında kitap okumak, ama biraz baktım mı sayfalara hemen midem bulanıyor. Siz nasıl başarıyorsunuz bunu?" dedi.

Ve ben...

Önce beynim bir dakika tüm işlevini durdurdu. Error verdi kısa süreli.

"Eee, hımmm, ehehe... Şey, bence bu yapınızla alakalı bir şey olsa gerek."

"Yo, hayır. Onla ilgili değil. Birçok insanın başına geldiğini gördüm. Sanmıyorum."

O sırada ben halen daha kendime gelmeye çalışırken, bir yandan da nasıl cevap versem diye düşünüyorum. Ne diyo la bu diyorum.

"Yani bence, işte, bu, biyolojik yapıyla falan alakalı olabilir" (O sırada, mantıklı bir cevap bulmaya çalışıyorum)

"Bence öyle değil, ama siz ne öneriyorsunuz? Kusura bakmayın, göz hırsızlığı yaptım biraz. Bir sayfa okudum ve sonra başımı kaldırmak zorunda kaldım. Midem bulandı tekrardan." dedi.

"Valla, başıma böyle bir şey gelmediği için bir şey öneremiyorum size kusura bakmayın." dedim.

Sonra şükür ki arkadaş indi. Bu şekilde diyalog uzayacak diye korktum. Çünkü buna bir cevabım yoktu. Gerçekten toplu taşıma içinde ilginç muhabbetlere tanık oluyorum. 

12 Haz 2013

İyi ki doğdum, iyi ki direniyorum!


Bugün doğdum, 24 oldum, 20 senelik tecrübeyle doldum...

Zamanın çabuk geçtiğini herkes bilir. Arkamızı dönüp baktığımızda geçmişe ,çok şey görürüz. Güzel şeyler yaşamışızdır. Ağlamışızdır. Canımız yanmıştır. Kahkahalarla gülmüşüzdür. Kalbimiz sızlamıştır; belki üzüntüden belki de mutluluktan...
***
Hayat ilginç gerçekten. Planladığınız gibi asla gitmez. Çoğu zaman şaşırtır bizi, ama gülümsetmesini de bilir. 

Konuların karışık olduğu bu son zamanlarda bir doğum günü ne kadar mutlu kutlanır bilmiyorum. Zaten doğum günü kutlamaları da küçük yaştayken güzel.  Bildiğim bir şey var, dışarıda bir tarih yazılıyor. Aynı birilerinin bazı oyunlar yazdığı gibi.

Halk mücadele ediyor. Ne için? Özgürlükleri, hakları ve insanca yaşamak için! 

Türkiye o kadar geniş ve mozaik bir ülke ki içinde birçok farklı düşünceden insan var. Önemli olan bu farklılıklar içinde saygı ve barış ile yaşayabilmeliyiz. Her ne kadar çoğu zaman umutlar boşa desem de, biliyorum bunu başarabiliriz. 

Bizleri birbirimize düşürmeye çalışan birçok kişi var. Her zaman da olacaktır. Siyaset ve devlet böyle bir şey. Biz birey olarak bir toplumda yaşıyorsak orta yolu bulabiliriz. Toplum sözleşmesi bunun için vardır. 

Sevgili arkadaşlar, bu geçen zor günlerde fikirlerimizi öncelikle bir kenara kısa süreliğine koyalım. Birbirimizi anlamaya çalışalım. Birbirimizle kavga etmeden tartışalım! Egolarımızı atalım. Üç günlük ölümlü dünya. Bugün varız yarın yokuz. Daha güzel bir dünya hep birlikte mümkünken, bazı kişilerin ceplerini doldurmak için boyun eğmeye gerek yok. 

Bu mücadele sadece Ali'nin, Ayşe'nin değil. Orada olmayan, orayı desteklemeyenler için de. Farkına vardığınızda anlayacaksınız ve biz bunun için mücadelemize devam edeceğiz. 

İyi ki doğdum, iyi ki direniyorum!

17 May 2013

Halk otobüsüne bir sosyete düşerse!



Dün geçici olarak çalıştığım yerden eve dönerken ilginç ve bir o kadar da kulak çınlatıcı bir olayla karşılaştım. Metrobüs ile gidip geliyorum. Binmişim yorgun argın bir an önce yol bitsin diye Tanrıya dua ederken sevimli, şık bir kız bindi. Telefonla konuşuyor. İster istemez tüm otobüs ahalisi olarak konuşmalara tanık oluyoruz. Bizim sevimli kız aşağı yukarı şöyle konuştu: "Salak şey yeaa! Bananeneee yeaa! Ben taa Bahçeşehir'den geldim, otobüse mi bineceğim, banananananee yeeaaa! Arabayı neden kocana verdin. Bilmiyor muydun geleceğimi bu saatte. Capitol'de nasıl bekleyeyim! Gelip alacaktın. Ben sizi görmek için ta nerelerden geliyorum. Konuşma yeaa, salak şeeyyy, aptaall!! Döneceğim zaten. Gelme, saat kaç olmuş. Yarım saat mi?! Beklemem, neden verdin arabayı. Salaak şeyy!"
Bu konuşma şeklini kafanızda bizim yeni yetmelerin ağzı kayık ses tonu ile söylediği şekilde canlandırın. Tüm yol boyunca. Saçlar yapılı, gözler renkli lens sevimli sosyetemiz anladığım kadarıyla anasının karnından özel araba ile doğmuş ve bu da ilk toplu taşıma deneyimiydi.
Kuzeni sana sesleniyorum! Saalaakk şey, kızı metrobüse neden bindiriyorsun. Taa evinin oradan araba ile alman gerekiyordu. Aptal!
Not: Toplu taşıma içinde telefon ile konuşmayı sevmiyorum işte.

10 May 2013

The Seattle Sound: Grunge

Merhaba,
Zamanında beş lira diye pazardan oduncu gömleği almıştım. Kotları atmaktansa ya da sıkılıp yeni kot almaktansa üzerilerinde oynamayı seviyorum. Salaş ve rahat giyinmeyi tercih ediyorum. Tüm bunlar daha sonra grunge ile karşılaştıktan sonra kafamda birleşti. "Bakalım nedir bu grunge olayı?" dedim ve nette ufak bir araştırma yaptım. Grunge hayranı veya tarzını benimseyen biri değilim, tesadüf benzerlik sonrasında merak edip öğrenmek istedim sadece.

Grunge, sevgili wiki amcaya göre şöyle: "1980'lerin ortalarında alternarive rock'ın bir alt türü olarak Seattle bölgesinde ortaya çıkan müzik akımı, kültür ve yaşam tarzıdır." Hardrock, punk, heavy metal ve indie rock etkileri görülür. Genellikle distorize edilmiş heavy metal vari gitar riffleriyle özdeşleştirilir. Elektro gitar, bas gitar, bateri kullanılan enstrümanlar. Grunge, agresif, depresif, içe dönük, nihilist ve umursamazdır.

1980'lerin sonu 1990'ların başında ortaya çıkan ve 1991-1994 arasında ise popülaritesine ulaşan grunge'ın sözlük anlamı kirli, dağınık, katıksız boktur. İngilizce karşılığı ise the state of being covered with unclean things'tir. Aynı zamanda rüküş anlamına da gelebilir. İsim babası Mudhoney'in solisti Mark Arm.

Önemli Grunge grupları
Alice in Chains, Mudhoney, Nirvana, Pearl Jam, Soundgarden. Bu bütün grupların doğuş yeri Seattle'dir. Grunge, müzik tarzı olarak punk'dan daha ağır; heavy metal'dan daha melodik. Grunge'ın bu kadar popüler olması Nirvana sayesinde oldu. Nirvana'nın düşüşüyle birlikte aynı seyri de gösterdi. Kurt Cobain'in ölümünden sonra grunge dönemi bitti ve post grunge dönemi başladı. Grunge dörtlüsünden (Alice in Chains, Nirvana, Pearl Jam, Soundgarden) orijinal kalan iki grup Soundgarden ve Pearl Jam oldu. Alive in Chains yeni bir kadroyla tekrar bir araya geldi. Nirvana'nın dağılmasından sonra Nirvana'nın davulcusu Dave Grohl'ün kurduğu Foo Fighters grubu da post grunge müziğinin 2000lilerde icra edildiği gruplardandır. Bu dörtlü dışında Temple of God, Green River, Screaning Trees, Tad, Mother Love Bone, Swallow, Fluid, Melvins in Wiper örnek gösterilebilir.



Grunge Giyim Tarzı
Grunge giyim tarzı yırtık yamalı kotlaroduncu gömlekleri ve kollu hırkalar olarak gösterilir. Uyumlu giyinmezler  aksine pis ve dağınık bir görünümleri vardır. Pasaklı özensiz ama görünürde bazıları için hoş olan giyim biçimidir.  Eski dönem grunge giyimi, yırtık koy pantolon üzerine basit baskıları olan bir tişört ve opsiyonel olarak da depresyon hırkası motifleri taşırdı. Post grunge döneminde ise taşlanmış kot pantolon (tercihen İspanyol paça) üzerine çift parça sweatshirt veya tişörtten ve opsiyonel olarak deri ceketten oluşmakta. Her müzik tarzı bir giyim tarzını da peşinden doğurur. Grunge giyiminin bunlardan farkı grunge müzisyenleri tarafından bilinçli olarak yaratılmış bir tarz olmamasıdır. Son derece üşengeç oldukları söylenir ve bundan dolayı sahneye gündelik hayatta giydikleri şeylerle çıkarlar. Seattle'daki grunge'lar sınıfsal konumlarından dolayı kirli ve eski giysiler giyiyorlardı. Her şeyde olduğu gibi grunge müziğinde de kapitalistler için bu daha fazla para kazanma yoluydu. Yüksek fiyatlarla mağazalarda yerini almış oldu.






















Grunge ile ilgili derleyebildiklerim bunlar. Fark ettiğim bir nokta da kimi kesim grunge olayını severken kimi kesim de grunge bir tür olarak görmüyor. Hangi doğru bilmiyorum. Zaten onun ayrımını yapmak bana düşmedi; ne de olsa müzik tarihi konusunda o kadar bilgi sahibi değilim. Sonuç itibariyle grunge diye nitelendirdiğimiz grupları dinliyorum. Ne oldukları değil ne ortaya çıkardıkları önemli bence. Siz ne düşünüyorsunuz peki? Grunge müzisyenlerden hangileri favoriniz? Ya da grunge tarzını uyguluyor musunuz?
Dostluklar...
Kaynaklar: Wiki Amca, Yabancı Wiki AmcaEkşi


29 Nis 2013

Sevişgen Bonobo'lar!


Bonobo, maymun soyunun "savaşma seviş" diyen tarafıdır ve yakın kuzeni şempanzeden çok daha şehvetli ama az kavgacı oluşuyla nam salmıştır. 

Waal'in ifadesiyle: "Şempanzeler cinsel ilişkiye pek çeşitlilik getirmezken, bonobolar sanki Kama Sutra'yı okumuş gibi davranıyor, akla gelebilecek her türlü pozisyon ve varyasyonu uyguluyorlar. Örneğin misyoner pozisyonunda çiftleşiyorlar; bu, şempanzeler arasında hemen hiç bilinmeyen bir şey. Ama cinsel yaşamları salt çiftleşmekten ibaret değil. Çoğu varyasyon sosyo-cinsel nitelikli,  yani ergin bir erkekle doğurganlık dönemindeki bir dişi arasında çiftleşmeyle kısıtlı olmak zorunda değil. Cinsellik aynı cinsiyetten iki ergin arasında, bir ergin ve dişi ya da erkek bir ergen veya iki ergen arasında yaşanabiliyor. Cinsel davranışlar arasında dudak dudağa öpüşme, oral seks, elle cinsel organı okşama, iki erkeğin penislerini kılıç gibi kullanması, erkek erkeğe ilişki ve kızışmış iki dişinin kardeşçe yakınlık çerçevesinde şişmiş vulvalarını ileri geri birbirlerine sürterek gerçekleştirdiği genito-genital sürtme de (kısaca G-G sürtme deniliyor) var. Genelde orgazmla sonuçlanmayan bu eylemlerin sosyal amacı, iyi niyet ifadesi, heyecanı yatıştırma, selamlama, gerginliği ortadan kaldırma, yakın bağ kurma, yiyecek paylaşma talebinde bulunma, barışma vb. çeşitli konulara dair iletişim gibi görünüyor. Bu yararlar listesinde saf zevk ve (ergenler açısından) eğitici oyun gibi artıları da ekleyebiliriz. Varyasyonlu, sık ve genelde kayıtsızca yaşanan seks, bonobo politikalarının dostane kalmasına yardımcı olan, geniş çapta uygulanan bir toplumsal yumuşatıcı. Şempanzeler cinselliğe dair sorunları güçle, bonobolarsa güce dair sorunları cinsellikle çözümlüyor."

Not: National Geographic Mart 2013 Bonobolarla ilgili makalesinden alıntı.