15 Nis 2012

The Divide


Dün izlediğim film aslında top bilmem kaçıma girmiş olmasa da konusu itibariyle bir şey yazmak isteği uyandırdı. Bilindik tarzda ögeler barındırıyordu. Bu yüzden bu yazı film tanıtımından ziyade bol bol spoiler içeren bir düşünceler silsilesi olacaktır. 

Filmin konusundan kısaca bahsetmek gerekirse:
Nükleer bomba patlama atılmış.   Aynı bina içinde yaşan birkaç kişi sığınakta saklanarak kurtulabilmiş. Günlerce orada kalmak zorunda  olmalarından dolayı nasıl insanlıktan çıktıklarını anlatmaktadır.

İzlerken o kadar rahatsız oluyorsunuz ki, insanoğlu içinde  acaba böyle bir varlık mı ki birkaç gün içinde bu denli sapkınlaşıp, çıldırıp, manyaklaşabiliyor; yoksa insan psikolojisinin bu denli zayıflığından mıdır diye önce bir sorgulamaya başlıyorsun. Daha sonra ya benim başıma böyle bir şey gelse ne yapardım diyorsun. İlk düşündüğüm ve en mantıklı gelen intihar etmekti. Dışarıda artık bir yaşamın olmadığını bile bile bitik şekilde yaşamak isteği son ona kadar... Biraz da korku ve karşındakine türlü işkenceler yapabilecek kadar acımasızken kendi canına kıyamamak. İntihar şıkkının cevabını sonuçsuz bırakıyor.

Zaten...

Bomba patlamış. Hem de Atom bombası! İçinde bulundukları bok çukuru, dışarıda var olmayan dünyadan bile daha iyi duruyor. Sözde ne kadar manidardır ki bombanın sebebini Araplar ve Dincilerin etkisi olarak yorumluyorlar. Üzgünüm, bu tarz şeyleri kullanmayı sevmiyorum ama kendini akıllı sanan aptal bir Amerikalı içinde yaşadığı ülkenin başına her gelen başkanın bu dünyayı asıl siken olduğunu göremiyor hiçbir zaman. 

Anlayamadığım bir nokta şuydu, filmde bunlar sığınağa kapatıyorlar kendilerini, radyasyona maruz kalmamak için. Tabi bunun etkisini ister istemez alıyorlar. Saçları, dişleri dökülmeye başlayor. Nefes alırken çürüyorlar yani. Bunlar içerideyken bir takım bilimsel araştırma kıyafetleriyle askerler içeri geliyor ve küçük kızı alıyorlar. Daha sonra diğer eleman çocuğu bulmak ve dışarıda neler olduğunu anlamak için kapıyı açıyor. Kapıyı açtığında kapıdan itibaren tünellerle oluşturulmuş bir laboratuvar görüyor. Deney yapan gene kocaman kıyafetli insanlar var. Ve yakalanmış küçük çocuklar garip bir kutunun içine konmuş. O sırada bir takım olaylar oluyor ve geri dönüyor hemen. Anlamlandıramadığım, böyle bir şey kurulmuşsa demek ki sadece bunlar yaşamıyor. Dışarı birileri daha var. Hadi ufak çocukları yeniden insan ırkını canlandırmak için aldılar diyelim. Bunları da yediler boku kaptılar radyasyonu diye de almadılar diyelim. İlk girdiklerinde sığınağa öldüremediler bunları. Neden daha sonra gelip yapmadılar da kendi hallerinde çıldırmaya bıraktılar. Filmde bu araştırmacıların Koreliler olduğu çıkıyor. Her zaman derim manyak bunlar ne yapacakları belli olmaz diye. Ahan da yaptılar gene. Bunun tek açıklaması budur hacı! O kısım pek olmamış gibi geldi bana. Oturmamış. Eksiklikler var.


Zamanında Hiroşima'da neler yaşandığını bir gıdım bile belgesel izleyerek de anlayamayız. Yemek ve suyun az olduğu. Sıçtığın yeri temizleyemediğin bir yerde kapalı kalmak zorundasın. Tanıdığın tüm insanlar ölmüş. Dışarısı ne halde bilmiyorsun. İnsanın delirme noktasına gelmesi kolay. Ama vahşet saçan bir canavara dönmesi bu kadar kolay mı?! Gördüğüm nokta, filmin başından beri biraz atarlı tipler zaten filmin sonunda en boktan duruma düşenler oldu. İlkel yaşama dönüş mü var diye sordum. Çünkü biraz güçlünün hakimiyeti tarzında bir durum vardı. Gerçi günümüzde de gene güçlünün hakimiyeti söz konusu. Sadece kullanılan araçlar farklı. Ve şöyle bir şey de söz konusu, ilk çağlarda  topluluklar bu kadar kalabalık değildi bastırmak için kaba kuvvet ve bu tarz korku unsurlarını kullanmak kolaydı. Günümüzde azınlığın hükümdarlık sürdüğü toplumlarda toplumları korkutmak ve etki altına almak için bir takım milli duygular, din ya da birtakım diktatör vari şeyler kullanılıyor. Kaba kuvveti meşrulaştıracak faaliyetlerle yani. 

Ayrıca feminist noktalar da çıkıyor. Erkeğin hayvanlaşarak kadın üzerinde pis bir egemenlik kurması. Onu cinsel olarak kullanması. Hatta sarışın kadınla fetiş sevişme içinde o kadar bulunuyorlar ki kadın en son seksten ölüyor. Burada bu kadını öldüren fetiş seks mi yoksa erkeklerin hayvanlığı mı?! Zaten iki kadın var. Birinin elinden çocuğu alınıyor, kafayı yiyor. Diğeri halen daha soğukkanlılığını koruyor. Manidardır aslında bu o kızın ismi "Eva" Türkçe'deki Havva. Eva'nın en son kalan son iki kişiyi orada patlama içinde bırakarak bok deliğinden  kaçmasıyla yönetmen ne anlatmak istiyor?! 

Aslında çok da başarılı olmamakla birlikte yaşam nereye gidiyor sorusunu akıllara getirmesi sebebiyle sürükleyici bir film denebilir. Bence doğal bir felakettin sonu getirmesinden ziyade insanların politik ve sivil yaşamlarındaki durumlarına dikkat çekmeye çalışmış. Çok da olmamış bu bakımdan. 

Çocuğumun çocuğumun çocuğu zamanı muhabbeti vardır ya. Bu dünya böyle boktan olmaya devam ederse, bunların olması ne ütopik ne de imkansız değildir. 
Dostluklar..

11 Nis 2012

Vapur Okumaları: Vahşi Batıdan Gelen Esinti

Kadıköy'de olanlar Alkım'a uğramadan evlerine geçmesin. Herkesle paylaşmam böyle şeyleri sadece size diyorum! :P Arada göz atmak da fayda var. Yeni kitaplar geliyor çünkü ve ucuz fiyata eski ve güzel şeyler buluyorsunuz. Bu da yeni bebeğim! Çok şık ve ilginç bir kitap. Teksas'ın o efsanevi ölümlerini konu alan güzel bir derleme. Biraz da ürpertmiyor değil. Hele ki son sayfalarda gerçek kişilerin öldükten sonraki fotoğrafları. Aslında çok fazla vahşi batı ilgim yoktur. Belki de bu kitaptan sonra yeni bir tane kazanmış olurum! Dostluklar..