30 Ara 2012

İlk couchsurfing'im, Kuzguncuk ve eskilerle merhaba!

Merhaba,
Son iki ayı geçen zamanda neler oldu onlardan bahsedeceğim ve birkaç fotoğraf paylaşacağım. Tabii tek bir post ile bitmez. Yavaş yavaş başlayalım diyelim. 

Hayat biraz durgun biraz yoğundu. Ağır işsizlik günlerine devam ederken daha önceki yazımda da belirttiğim gibi e-dergimiz, WoMEN çıktı. İkinci sayımız da çıkıyor, çıktı! İnternetimin olmaması nedeniyle dergi işlerini telefonla halletmek zorunda kaldık. Bu da işlerimizi biraz daha zorlaştırdı. Lakin halletmedik de değil! Bunun da üstesinden bir şekilde geldik. Ocak 1 itibariyle yeni sayımıza göz atmayı unutmayın: http://womendergisi.com

İlk couchsurfing'im! 
Uzun süredir couchsurfing üyesiyim ama ilk defa birini misafir ettim. İlk konuğum Romanya'dandı. Avrasya Maratonu için gelmişti. Evet! "Biz evimizden kıçımızı kaldırmıyoruz; hatun taaa Romanya'dan koşmaya geliyor." cümlelerini çok duydum. Üç gece kaldı biz de.  Güzel vakit geçirdik. Çok iyi biriydi. Hoş sohbet ve uyumluydu. Gerçekten kibar biriydi, gelirken ufak bir hediye de getirmişti.

Bundan bahsetmemin amacı aslında couchsurfing olayının ne kadar yararlı olduğunu dile getirmek istemem. Kurucusu herhalde çip sevaplar içinde yüzüyordur. Seyahate çıktığımda benim de deneyeceğim bir şey. Neden boşa para verelim ya da verdirelim. Yardım etmenin neresi kötü ya da.

Tabi her zaman uyumlu biri çıkmayabilir. Bu yüzden misafir etmeden önce birçok şeyi konuşmak gerek. Aslında couchsurfing için ne vermek ya da ne almak istediğinize bağlı bir şey. Sadece yatacak yer veririm diyebilirsiniz ya da Türk misafir ağırlama geleneklerine uygun olarak ağırlarım da diyebilirsiniz. 
Çok da korkak olmamak gerek. Dünyada milyonlarca insan bunu yapıyor. Sonuçta bir kültürü, farklı bir kişiyi tanımak için bir fırsat. Sadece iyi değerlendirmeyi bilmek gerek. Her önünüze gelen "Misafirin olmak istiyorum." kişi içinden doğru kişiyi bulabilmek lazım. 
Kuzguncuk
Ingrid geldiğinde Kuzguncuk'a gezmeye gittik. Gerçekten çok güzel bir yerdi. Bol bol fotoğraf çektik ve birbirinden güzel dükkanlara girip çıktık. Kuzguncuk ile ilgili yazımı okumak ve daha çok fotoğraf görmek için derginin Ocak sayısını inceleyebilirsin. Ayrıca Çin içkisinin fotoğrafına bakmayı şiddetle tavsiye ederim!!! http://womendergisi.com
Ingrid iyi bir fotoğrafçı. Çalışmaları için tık. Kolaj bana ait.

2 Kas 2012

"Paris bir şenliktir"

Her şehrin arka sokaklarında dışlanmışlık kendini öne çıkarır. Konu Paris olunca çok daha fazlası... Paris'in arka sokaklarında inanılmaz hikayeler var. Bu sokaklarda heyecan var! Sabahın erken saatinden başlayıp bu heyecanı birlikte keşfedelim. 

Parisli, günün koşturmacası içerisinde. Sen ise sarı cepheli şirin fırından aldığın çöreğin ile etrafı keşfe çıkmışsın. Bir Parisli edasıyla o büyük şapkanın verdiği özgüveni taşıyorsun. Oysa moda denince insanın aklına daha şıkır şıkır şeyler geliyor. Modanın merkezinde yaşayan Parisliler ise çok rahat ve ayrıca çok şıklar!

Sokakta atılan yeni adım yeni bir görüntüyü getiriyor. Emile Zola romanlarında Paris sokaklarını genellikle bitmek bilmeyen çamur, kötü koku ve gürültü şekilde tasvir eder. Dönemin Seine bölgesi valisi Baron Eugène Haussmann ise 19. yy'da yeniden inşa dönemini başlattı. Her ne kadar "Evet çok ev yıktık ama bir o kadar da yaptık." demişse de Haussmann Paris'i şu anki havasına sokan kişidir. Sokaklar, binalar... O kadar tiyatral ki... Edith Piaf şarkısı çınlar bir anda. İnsan hayat denen bu gösteride başrol oyuncusu olduğunu unutur ve bu güzelliklere bakarak var olduğunun farkına varır.

İnsan ruhuyla çok kolay oynayabilen müzik, Paris'in arka sokaklarını değiştirip farklı ambiyansa sokar. Fransız müzikleri gücünü bundan alır. Jacques Brel ile tüyleriniz diken diken olurken, In Grid ile bir Paris yer altı partisinde delicesine dans edebilirsiniz. Yalnız bu biraz tehlikeli de olabilir. Alternatif kafelerde ise Noir Desir hayranı gençler müziğin keyfini çıkarır.

Öğlen saatlerinde leziz bir yemek için güzel bir kafeye oturmak gerekir. Açık havada bu hazzın tadına vararken etrafı seyretmek için en doğru andır. Herkes çılgınca tütün ürünleri tüketiyor ve ellerde bir kadeh şarap! Sanatın ve entellektüelliğin hayat damarları adeta buradan kan alıyor gibi. İnsanlar fikirlerini dile getirmek için

Paris'in arka sokaklarına gider. Kimisi müziğiyle, kimisi boyalarıyla kendini anlatır dünyadan gelen insanlara. Bir şeylere karşı broşür dağıtan Afrikalı göçmenleri görürsünüz. Hemen sokağın aşağısında sanata meraklı birkaç genç, bir kitapçı önünde durmuş kitaptan bir bölüm tartışır. Ve siz kadehinizden bir yudum alırsınız. 

Paris'in arka sokakları şık ve zenginlikten çok daha fazlasıdır! Günün her saati, yılın her mevsimi sizi baştan çıkartabilir.

Akşam oldu mu daha da kalabalıklaşır sokaktaki barlar. Samimi masalarda herkes birbiriyle sohbet etmeye başlar, tanıdık ya da tanımadık. Ardından yetenekli sokak dansçıları gösterileriyle bu kalabalığa katılır. O sırada belediyenin ağır ve büyük bisikletleri üzerinde insanların geçtiğini fark edersiniz. İsteyen bu eğlenceyi hep birlikte evde devam ettirebilir. Sizce de mükemmel değil mi yeni karşılaştığınız insanlara güvenebilmek? 

Ve Paris'te aşk o yabancıyla göz göze geldiğiniz an başlar. Elinizde şarabını akşamın ışıltısında barın bahçesinde otururken, dönüp size "Bonsoir Madame" der ve yeni bir hikaye başlar.

Fotoğraf: Aurélien Roulland
Blog radikal yazım

30 Eki 2012

Die Antwoord


Rap müzik çok dinlemem, ama bunlar efsane olabilir düzeyde hani. Yaptıkları müzik elektronikle karışık zaten. Bu yüzden çok daha zevkli dinlemesi. Deli gibi dans edebiliyorsun. Ayrıca aykırılar. Kliplerinde bunu çok bariz görebiliyorsun. Rahatsız edici unsurlar çok fazla var, ama o kadar çok eğleniyor ki insan buna "aman salla" diyor. 

Kim bunlar peki? Die Antwoord!

Güney Afrikalı rap-rave yapan müzik grubu. Die Antwoord'un müzik ve görsel stilleri Zef kültürünün unsurlarını içeriyor. Bunu modern ve değersiz olarak tarif edebiliriz. Yani bu blogtaki tanım yerinde olabilir: "Ucuz Şık İmajı" 
"You're poor but you're fancy. You're poor but you're sexy, you've got style"
2009 yılında $O$ isimli ilk albümlerini çıkardılar. Resmi sitelerinden bu albümü ücretsiz indirebilirsiniz. Grup  üyeleri Ninja, Yo-Landi Vi$$er ve Dj Hi-Tek. Ayrıca Ninja ve Yo-Landi'nin bir çocuğu var. 

Lady Gaga ile aralarında ilginç bir dalaş dönmüş. Şurada okudum. Onu da paylaşmak istiyorum, pek bi eğlenceli geldi.  Şimdi L. Gaga Zef tarzıyla "You fink u r freaky, but u don't have a hit" demiş. Yani Güney Afrika'da çok fazla bilet sattığını dile getiren bir twittle bunlara sataşmış. Ninja da "Ok, you're larger than us, but we're cooler than you" diye karşılık vermiş. Sanırım o sırada Lady Gaga'nın aldığı kilolar söz konusuydu. Gaga da "Ok you're not a little monster, we got it, we got it..." demiş. Ninja da o altın dişlerini gösterdiği video ile Gaga'ya şöyle demiş "You're larger, you got it too?" ... ahahah 











Kedim ve Ben: Kavuşma


Merhaba,
Ağır işsizlik hayatına devam ederken. Memlekete yaptığım kısa tatil kimi kimi sıkıcı olsa da ruhuma iyi geldi. Kafayı yeme eşiğinden "r" yaptım. Evde uzun süre yalnız kalan kedim de değişmiş bu süre içinde. Yalnızlık başa vurdu sanırım. Eskisi kadar ısırmıyor. Otururken kucakta durmayan kedi, bu sefer inmez oldu. Özlemiş anasını tabi! Ben de özledim! Koyun koyuna dolanıyoruz evde. 

Tatil soğuk ve yağışlıydı genellikle. İstanbul'dayım şimdi, hava soğuk ve yağışlı yine de! Öğlen uyandım. Yıllar öncesi bir çekilişten çıkan kahve makinesini getirdim gelirken. Onunla gerçek kahvenin tadına vardım. Ardından ekmek arası yaptım. (Sandiviç ne la, ekmek arası diycen ona!) Isırgan'a da ufak bir peynir ve salam tabağı hazırladım. Oturduk karşılıklı kahvaltı yaptık.

Bu aralar yeni bir proje üzerine çalışıyorum. Bu yüzden kafam onunla ilgili meşgul. Daha sonra bununla ilgili detayları bir post yapacağım. Bugün pek bir şey olmadı aslında. Evde kedi ile oynayıp, proje ile ilgili yapmam gerekenler üzerine çalıştım.
Dostluklar...

17 Eki 2012

Kedim ve ben


Kedim ve Ben: Bir "ağır işsiz hikayeleri"dir!

Ayak parmaklarımı ısırmasıyla uyandım. Bugün bankada işim olduğumdan erken güne merhaba dedim. Fındık Isırgan kafası güzel gibi sürekli koşturduğundan yataktan fırladığım gibi o da bacaklarıma atladı. Tam bir oyuncu. 

"Hey yaramaz! Az izin ver de işiyeyim." dedim 

F. Isırgan saf saf baktı, ne diyor diye. Büyük ihtimal anlamadı ama ben banyoya gidince geri kaçtı. Bizimkinde banyo fobisi var. Bir sefer A. evde çok pislendi diye yıkamaya kalkmış. Kedi çılgına dönmüş. Bizimkinin baldırına unutulmayacak bir iz bırakmış. Kan kaybından ölebilirdi A.! O gün bugündür banyoya işi düşmediği sürece girmez. Elinde içeri götürürsen son hız kaçar. 
....
Uyandığım gibi mama ve su kabına bakıyorum. Her ne kadar yeniden temiz su ve yeni mama koysam da benim kahvaltıma dadanıyor. 

"Dostum! Bak bu benim yemeğim. İşim yok! Dolaptaki son peynirim. Senin daha bir poşet maman var. Az insaflı ol. Ben geberirsem seni kim besleyecek. Bundan çıkarlı olamazsın" desem de elleriyle pati atıyor sırtıma.
 " Sikerim ebeni! Ver dedim oradan ufak bir parça. Ölmezsin, sana bir şey olmaz" bakışından ziyade masum zavallı moduna giriyor. Ben de kıyamayıp veriyorum. İkimizin de gönlü olmuş oluyor. 

Genelde sabahlarımız böyle. Bak! Hikayeyi ilginçleştirmek için çok uğraşıyorum. " bugün naptık" diye düşünüyorum. Üç haftadır işsizim. Evde oturuyorum sadece. F. Isırgan da hemen yanımda uyuyor. Gündüzleri tam bir uykucu. Karnını okşarım. Bu gerçekten hoşuna gider. En sakin olduğumuz zamandır. Bir de arada yemek yeriz. Bu kadar! Cebinde parası olmayan bir işsizim! Bu da ağır işsizin hikayesidir. Yalnız bir şey söyleyeyim mi size, karnını okşarken şekilden şekile girmesine bayılıyorum. Açlıktan ölmediysem yarın ki hikayede görüşmek üzere! 

Kedilerim ve ben

Fındık Isırgan
Kedileri sevmezdim. Daha doğrusu yoğun bir sevgi bağı yoktu. Bazen kıl oldurdum da. Nankördür derler ya biraz ondan; biraz da yeri gelince bencil olabilmelerini kıskandığımdan sanırım. İlginçtir ki kedilere karşı bu duygular içindeyken bir kedi dövmesi yaptırdım. Bir anda oldu zaten. Saçlarımın pırasa gibi olmasından dolayı arkadaşlarım kedi tüyü gibi derdi. Kedilerle ortak noktam çok meraklı olmamız, bu yüzden kedi gibisin lafını çok duyardım. Son olarak biraz onlara özenmeden dolayı bu dövme yer aldı bende. 

Bir kedi için ilk defa duygulanmam ise komşumun misket adlı kedisine iki gün bakmamla gerçekleşti. Minicikti. Sürekli kucağıma gelip, göğsümde uyurdu. İkinci günün akşamı komşuma verdikten sonra çok kötü olduğumu hatırlıyorum.
Tüm bu gelişmelere rağmen, gece yatarken aniden bir kedinin yatağa zıplamasına halen daha ürküyordum. Tamamıyla kedilerle aramdaki buzlar erimemişti yani. Derken bir kedi sahibi oldum. Başlarda bazı hareketlerinden halen daha korkuyordum ama zamanla alıştım her şeye. Dışarıda hayvan sevmekle evde hayvan beslemek çok farklı. Sorumluluğunuz altındaki bu hayvanla birlikte her gün vakit geçiriyorsun. Çocuğun gibi yedirip, içirip, üstünü örtüyorsun. Geceleri el el birlikte yatıyorsun. Bunlar inanılmaz bir bağ kuruyor aranızda. Bir canlı, sizin türünüzden değil ama yeri gelince sizi anlayabilen, kendince hareketlerle ihtiyaçlarını anlatabilen, inanılmaz bir şey.
ve eski kedim Dirty
Kedi insanı mı köpek insanı mıyım bilmiyorum. Köpek beslemedim. Lakin bu kadar kedici olabileceğim aklıma gelmezdi. Yavrunuz, üzüldüğünüzde yanınıza gelip sıcaklık gösterir. Sizi asla terk etmez. Bunu bilmek güzeldir. Yalnızların kedisi olur diye bir yerde okumuştum. Bundan olsa gerek. 

Onu bu denli sevdiğinizi onunla birlikteyken fark edemezsiniz. Ta ki ayrılmak zorunda kalıncaya kadar ben farkında değildim. İlk kedim Diryt'den kopunca çok ağladığımı bilirim. İnsan kendi çocuğu gibi seviyormuş hayvanını. Dirty çok uslu bir kız. Kimseyi ısırmaz. Gece gelir yanına avucunun içine elini koyar yatardı. Yokluğu çok koydu yüreğime ama insan alışıyor. Her şey gibi. Kendi evladının acısına bile alışıyor.

Daha sonra başka bir yere taşınınca kendim bir kedi edindim. Hayvanların para ile satın alınmasına karşıyım. Sokaktaki yeni doğmuş yaralı bir kediydi. Başka bir kediye alışmak kolay olmadı aslında. Ondaki özellikleri aradım. Ailenin yeni üyesi uslu değil hiç. Aksine çok ısırgan, yaramaz ve oyuncu bir kedi. Ama tekrar bağ kurmaya başlayınca, kedi de kendini bana açınca her şey normale döndü. Bir kedide en sevdiğim şey gelip yanıma bana yapışarak uyuması. Şimdiki kedim Fındık Isırgan anasının kıçından ayrılmıyor. Uyurken çok fazla rüya görüp ses çıkartıyor. Hemen okşayıp rahatlatıyorum. Bir insan bir hayvan için bu kadar şefkatli ve sevgi dolu olabiliyorsa kendi çocuğuna sahip olma duygusunu düşünemiyorum.

Kesinlikle herkesin hayvan beslemesi gerek. Dünyaya, doğaya ve insanlara bakışına çok şey katıyor. Bir gün çocuk sahibi olursam çocuk yaşta hayvan beslemenin verdiği o bilgisel ve ruhsal noktaya gelmesini sağlayacağım.

6 Eki 2012

Giovanni Scognamillo ve yeni tarzı

Merhaba,
Nasıl olsa evdeyim diye geçen aylardan kalan haberleri giriyorum. Eylül ayında uzun aradan sonra sevgili dostum Giovanni'yi kısa bir süreliğine ziyarete gitmiştim. Gio ile vakit geçirmeyi seviyorum. Tanıştığımda daha İstanbul'a gelmemiş, üniversiteye başlamamıştım. Dikkatimi çeken ilk şey o kadar ufak yaşta birine dostu gibi yaklaşmasıydı. Size çocuk muamelesi yapmıyordu. İstanbul'a geldiğimde Gazeversite için röportaj vesilesiyle resmen tanışmış oldum. Çok sık olamasa da ara ara ziyaretine giderim. Ondan bir şeyler dinlemek eğlenceli ve dolu dolu. Ziyaretine gittim Diana, ben ve Gio oturur kahvelerimizi içer, ardından bir çikolata yer ve hayatlarımızın ne kadar hep aynı olduğundan konuşuruz. Tabi bol bol sigara! Eğer hediye götürmek isterseniz çikolata iyi bir fikir. Ayrıca Gio'nun evi büyülüdür. Eşyaları, kitapları, duvardaki fotoğrafları sizi sizden alır. Adeta evi bir yandan okumaya başlarsınız. Güzel dostlara sahip olmak güzel! 

Ziyaretten son kareleri paylaşmazsam olmaz. Kendine yakışır bir tarz yapmış çünkü. 
Dostluklar...







1 Eki 2012

Sait Halim Paşa Yalısı

Yine iş için gittiğim yerlerden biri olan Sait Halim Paşa Yalısı 













Bosphorus tour

İşimin en güzel yanı İstanbul'u sürekli gezmem. Belki işim olmasa hiç gitmeyeceğim ya da gidemeyeceğim yerleri bir kez de olsa görme şansım oluyor. Bir iki hafta önce haber için katıldığım forumu düzenleyen isim aynı zamanda misafirler için boğaz turu etkinliği de yapmıştı. O turdan kareler..
Walking around of Istanbul is my job's most beauty thing. if i didn't have this job, i couldn't visit some places in Istanbul. Thanks to this job, i visit a lot of place. A few weeks ago, i entered a forum for writing news. Bosphorus tour was in their event. I joined to tour before. I mean, this job kind of enjoyable.