22 Eyl 2011

Uzun mu Kısa mı?


İlişkilerde yapılan bir hata da, kişilerin kendi sevgisini bilmeden sınırlandırabilmesi. Bu da kendilsine öğretmiş olduğu klasik düşünceden kaynaklanıyor:

“Bir daha aşık olamam, ilki bir başkaydı, onun gibi bulamam.” 

İlişkinin ilerleyen günlerinde çiftler birbirlerine eskilerini anlatabilir. Herkesin hayatının bir döneminde yer etmiş birileri vardır. Ama ondan başka, bir daha öyle bir ilişki olamayacakmış, ilk aşlar tektir misali bir izlenim vermek, karşı tarafın ilişkisi için göstereceği çabanın ve sevme umudunun yarıya inmesine sebebiyet verebilir. 

Bana zaten bu düşünce çok saçma geliyor. Neden âşık olabileceğiniz birini bulamayasınız. Aslında karşılaştırma yapmak da yanlış. İnsanlar farklıdır, kişiler değişince birbirlerinden alacakları tutku ve yaşananlar da farklı olacaktır ama demek değildir ki ilki kadar muhteşem olmasın. Ama kendimizi böyle şartlandırınca paylaşımlara bu kafayla girince tutkunun iletilmesindeki araç olan nöronların yoluna engel koymuş oluyoruz. Bu arada tutku da nöronlarla iletilir mi bilmiyorum, çok biliyormuş gözükmek edasıyla kıçımdan uyduruyorum.

Bence aşk çoğul bir yapıdadır. Sadece kafamızdaki aşkı hissettirecek kişileri bulmak gerek. Bazen kısa ömrümüzde bir kişi çıkar bazen de birkaç... Gittiğiniz beş günlük Afrika gezisinde üç günlük unutulmaz aşk yaşayabilirsiniz ya da komşu apartmana misafir gelen çocukla yaz aşkı. 

Aşk uzun olmak da zorunda değil. Uzunluğu kısalığı kişilerin hayata bakışlarına göre değişir. Bazısı tercih yapıp hep sürsün der. Bazısı nerede yaşandıysa orada bırakır. Bazısı sadece kafasında yaşar. Bazısı ölene kadar birlikte olur.

Tamam susuyorum! 

Not: Başlık çok alakasız sırf içi fesatler dökülsün diye...

14 Eyl 2011

Madde 26: En Az 5 Woody Allen Filmi İzle

Zelig
"Zelig'in öz varoluşu aslında bir var olmayıştır"
Woody Allen'i ilginç buluyorum. Filmlerini... Ama kendisini de diyebilirim. Yaptığı filmlerin mizahi duygusu yanında düşündürücü öğeleri de bolca bulmuşumdur. Ve bunu size neşeli şekilde sunuyor. Zelig'e gelince... Siyah beyaz belgesel tadında gene yapmış dedirttiği bir film. İlk önce Zelig kavramına deyinmek istiyorum. Filmi izlemeden önce Zelig Sendromu diye bir şey olduğunu bilmiyordum.
Herkes tarafından sevilme arzusu nedeniyle girdiği her ortamda ortamın şeklini alan insanların mustarif olduğu hastalık. kaynak Ayrıca hrundi v bakshi sendromunun bir üst versiyonu. 
Filmde Leonard Zelig (Woody Allen) kendisi gibi olmayan kişilerin yanında onlarmış gibi davranarak uyum sağlamaya çalışan, hiç kendi olamayan biridir. Bu şekilde toplumun bir parçası olarak görüyor kendini. Ama aslında kendisini kendinden yabancılaştırdığının farkında değildir. Ve bu durum doktorlar tarafından incelenmeye alınır. Dr. Eudora (Mia Forrow) yakından ilgilenerek, iyileştirmeyi ve toplumun bir parçası yapmayı kafasına koymuştur. 

Ek olarak All Sounds of Fear kitabının Zelig'e temel olduğunu düşünenler de var. 
Imdb puanı: 7.7 
Yönetmeni: Woody Allan 
Yılı: 1983 - USA 
Türü: Komedi, Fantazi 

New York Stories

Aralarında Woody Allen'in da bulunduğu üç yönetmen tarafından yapılan orta metraj üç bölümden oluşan sevimli bir film. (bknz: Filmi bitirdikten sonra derin izler bırakmayan ama izlerken çok keyif aldığım filmler için kullandığım tabir, sevimli). New York'un içinden üç ayrı kişinin yaşam kesintilerini aktarılıyor filmde. Üç filmden de aynı tadı aldığım söylenemez. Favorim ressamın olduğu life lessons bölümüdür. Aslında üçünü karşılaştırarak derecelendirme yapmamak lazım bence. Kendi içinde hepsi farklıdır. Woody Allan'ın kısmı, oedipus wrecks, daha fantastik gelmiştir bana. Ama ortak noktaları bence New Yorklu insanların psikolojileri.  Tabi bu yorumu New York hakkında hiçbir şey bilmeden ve oraya gitmemiş biri olarak yapıyorum. Lakin film ne kadar doğruyu yansıtır bilemem.

Imdb Puanı: 6
Yönetmeni: Woody Allen, Martin Scorsese, Francis Ford Coppala
Yılı: 1989
Türü: Komedi, Drama, Romantik

12 Eyl 2011

Rutinsel Mevzular


Uyanıyorum. Belli bir saatim yok. Açsam bir şeyler yiyorum. Kahvemi yapıyorum. Sütsüz ve şekersiz… Bir kez o acı tadı aldın mı bırakamıyorsun. Sonrasında çok şekerli geliyor. Gariptir ki yaşam da öyle. Sanki. Yani bence. Acısız yapamıyoruz. Olgunlaşmak için. Kimi zaman zevk için. Gülüşmeler çok yapay geliyor ondan sonra. Göze batıyorlar.

Sonra bilgisayar başına oturuyorum. Mailleri kontrol ediyorum. Tabi bu sırada fizy’e içimden geçen kelimeyi yazıyorum. Nasıl oluyorsa güzel şarkılar çıkıyor genelde. Peş peşe sıkmayan tek kelime pink idi. Pink Martini ve Pink Floyd sağ olsun.  Bir ara bok yazmışlığım bile var. Merak ya… Ama dayanamadım şarkılara. Değiştim hemen. Her neyse… Bu arada bir sigara yakma ihtimalim var. Ama yakmama ihtimalim de. Ruh halime göre içiyorum. Bağımlılığıma göre değil. Çünkü öyle olduğumu sanmıyorum. Haberlere ve sosyal medyaya bakıyorum. Gene ne siktiri boktan iletiler var diye.  Bazen yararlı şeyler de çıkıyor. Valla! Kitap, müzik ya da etkinlik için. Ya harbi geyik… O kadar da kötü bir yer değil. Zaten bu değişime engel olamazsınız. Birkaç yüzyıl sonra; belki de daha yakın bir zamanda dünyamız Wall-e ye dönüşecek diye endişeleniyorum. Bundan dolayı iki tweet atıyorum. Bir post giriyorum. Arada ama. Vicdanım rahatlamış oluyor. Ya da hiçbir şey yapmamış gibi hissetmiyorum. Farkındalığımı gösteriyorum. Sanki bir akıllı benim. Hemen sonra küfürlü bir ileti giriyorum. Sisteme de sövdüm mü günlük anarşik, hümanist ve doğaist akımı veriyorum. Geriye de seksist kalıyor. Sağ olsun benim yapmama gerek kalmıyor onda da.

Kahvem bitmiş oluyor tabi. Bu sefer çay alayım diyorum. Çay alıyorum. Geliyorum masaya. Sigara yakmak ya da yakmamak… Ulan! Shakespeare sen de olmasan bir bok uyduracağımız yok. Bu arada fizy’de kelime değişimi yapıyorum. Gene içimden ne geçiyorsa… İnsanlar beğeniyor. Bunu öylesine kendim için yapmıştım. Yeni şarkılar keşfetmek ve aynı şeyleri dinlememek için. Ama bu iş tuttu moduna girdi. Seviniyorum. Mutlu oluyorum. Böyle ufak şeylerden mutlu olurum. Pırlantayı napayım. Atsan harbi atılmaz. Satacaksam da ne işi var bende. Tiffany'i kafe sanan insan napsın onları!

Bu aralar tanrı ile sohbetlere girdim. Yok, lan inançlarımı sorgulamıyorum. Biraz dost muhabbeti… Hep bizi anlaması için uğraştık. Dedim biraz da ben anlayayım. O da var olan bir şey sonuçta. Çok büyük, yaratıcı da olsa… Tek sonuçta… Neden onun da sevgiye ihtiyacı olmasın. Belki yok ama belki var. Boş ver hacı, kendimle konuşmaktan daha iyi. En azından var olduğunu düşünmek aklımı kurtarır.
Belki de…

Tanrı olduğunu düşündüğüm şey karşımdaki ben mi? Yok yok, şizofren olmadık daha. 

Bilmiyorum hayat geçmesi ve monoton olmaması için yeni uğraşlar bulmam gerek. Yakında bunlardan da sıkılabilirim. 

6 Eyl 2011

39th International Arhavi Culture and Art Festival Part:3

Romania boys

Romania girls



Bulgarian 

Bulgarian group





My ninjas.. Georgian boys. We played game together that ebelemece (playing tag)

Bulgarian group for night show


Lana (Georgian girl) and me 

it was delicious and tastes like pastrami




39th International Arhavi Culture and Art Festival Part:2

Bulgarian newspaper :P she won so much money in a night! 









39th International Arhavi Culture and Art Festival Part:1

Birkaç gündür baya bir yoğunluk içerisindeydim. 39. Uluslararası Arhavi Kültür ve Sanat Festivali tüm her şeyiyle bitmiş bulunmakta ve ben de kendi işlerimle ilgilenecek zamana kavuştum. Festival için gelen folklor dansçılarından Bulgar ekibinin çevirmeni olarak görev yaptım. Dört gece beş gün kaldılar ve bugün yolcu ettik tüm grupları. Her ne kadar eğlenceli de olsa, benim için aynı zamanda yorucu geçti çok fazla. Çoğu zaman otuza yakın kişiyle tek başıma ilgilenmek zorunda kaldım. Artı buna organizasyonun aslında çok da iyi olmaması eklenince fazladan sorumluluklar da bindi. Elimden geldiğince yardımcı olmaya ve üzerime düşeni doğru şekilde yapmaya çalıştım ve yaptığımı düşünüyorum. Bazı aksaklıklar olmasa işimiz sadece çevirmenlik de olabilirdi tabi. Bu arada ekipte sadece üç beş kişi İngilizce bilince Bulgarcayı sökmeye başlamıştım.

Genel olarak ne yaptık diye anlatmam gerekirse ufak Arhavi’de, olan zamanımızı bir şekilde doldurmaya çalıştık. Havanın güzel olduğu zamanlar denize gittik. Ama genel olarak yağışlı geçtiği için birkaç kezle sınırlı kaldı. Çifte köprüye götürdük. Dereye ayaklarımızı falan soktuk ve bol bol fotoğraf çektik. Çok büyük olmasa da çarşıda baya alışveriş yaptılar. Kadınlar her yerde aynı. Sahilde dolaştık falan.

Festival zamanı zaten gündüz ve akşam gösterileri vardı. Bu yüzden çalışmalar ardından yemek yeniyordu ve üstlerini değiştirip gösteri alanına gitmek zorundaydılar.

Bulgar ekibi ile ben çok eğlendim. Herkes samimi ve cana yakındı. Güzel arkadaşlıklar kurduk. Evet, facebook adreslerini unutmadık tabi. Bol bol birçok dilde küfür öğrendim de. Evet, bununla gurur duyuyorum!

Başıma da şöyle ilginç bir olay geldi ki bundan dolayı memleketten nefret ettim ve artık ne kadar az gelirsem o kadar iyi olacağına karar verdim. Akşam Bulgarlardan birinin doğum günü vardı. Kalınan yerin yemekhanesinde parti yapmaya karar verdiler. Alkol ve dans da vardı. Herkes eğleniyordu ama kimse kimseye sarkıntılık ettiği bir durum kesinlikle yoktu. Yemekhane görevlisi, yurdum cahil insanlarından biri babamı aramış. Burada işler cılkından çıktı, kızın da nerede biliyor musun gibi. Sanki ortada beni beceriyorlardı amk. Sinirlerim zıpladı eve erken gitmek zorunda kaldım.

Ama partiden şöyle notlar düşebilirim. Asıl oryantal bence onlarda olmalı. Hiçbir eğlencede göbek havası çalındığını görmedim ben Türkiye’de. Ve ömrü hayatım boyunca bu kadar göbek attığımı bilmedim. Ayrıca ve tabi ki de Bulgar oyun havalarına eşlik ettim. Müziklerini sevdim. Daha önce de Bulgar ekibi içinde bulunmuştum.

Ayrılmaya yakın Gürcü ekibinden Lana adlı bir kız şarap kâsesi hediye etti. Kız beni görünce çok hoşuna gitmişim. Gelip yanıma “your style is hippie, right?” diye sordu. Biraz şaşırdım desem yeridir, aslında bir şey alırken pek ona dikkat etmem  bu olsun diye ama sanırım hafiften işlemiş bana bu olay.  Baya sohbet ettik sonra. Müzik grubu varmış ve Tiflis’de Tiyatro okuyormuş.

Bulgar ekibinin liderlerinden biri de Bulgaristan’dan getirdiği bir bileklik hediye etti. Ayrıca grubumda çok güzel bir ikizimiz vardı. Gerçi kızların hepsi çok tatlıydı. Ama genelde yaş 18i geçmiyordu.

Sonuç olarak her şeye rağmen bu olayın içinde bulunmaktan keyif aldım. Ama seneye böyle bir organizasyonda bulunmam. 

For a few days, i was busy. 39th International Arhavi Culture and Art Festival was finished. All dancer group left today. And i have time for me now. Becouse, i was translater for Bulgarian Folk Dance group. Days were so funny but it makes me so tired. Group was almost 30 people. And generally, just i had to look after them. And organization was not good. Because of that, we had some problems too. But, although everything, i fulfilled a duty. And in Bulgarian group, there is no so much people who know English. And almost ill learn Bulgarian. 

If you ask, what did you do in generally? We tried to fill our time for something because hometown is small. There is no much things to do something. We went to swimming two times. But the weather was generally rainy. And we went to double bridge. We got in the river just foots. And took a lot of photographs. They shopped in our small center. 

Other days festival just started and they had show at noon and evening. The program was pretty busy for them. 

I was fun with Bulgarian group. All people was friendly. Yeah, we didn't forget to take facebook! And i learnt a lot of f words! I prove with it! 

Interesting thing happened for me. And i hate my hometown people responsible that. At evening a Bulgarian guy has a birthday and they made a party. Of course there is alcohol and dance. Everyone had fun. Enjoyed the time. And everything was normal. Someone who i don't know but he knows my dad called to my dad that "here is so crazy, everyone drunk and your daughter is here too" Can you imagine this? I was shock and i had to go to home to early time. 

But i can say somethings about party. Bulgarians are really good at belly-dance. I danced so much. I hadn't danced before much more belly-dance in my all life. And i joined when they dance their folk dance. I danced before too. 

When leaving time is going, Georgian a girl who named Lana gave me a gift that wine case. When she saw me, she likes me so much. She asked me "Is your style hippie, right?"  Im pretty surprising. While i was buying something, i don't pay attention what i am buy.  I think my blog and my interest are  pretty empierced in me. We made small talk. She has a band. And she study Act in Tbilisi. 

And head of Bulgarian group gave me a gift too that is wristlest. Also, in my group, there is a beautiful      twin too. In fact, all girls were pretty, But they were generally 15-18 years old.

At the end of everything, im happy for all things. But next year i don't wanna join this organizations.