25 Şub 2011

Soft Cell

1980lerin popo sallatan gruplarından biri olan Soft Cell 2002 yılına kadar Marc Almond ve David Ball ile birlikte devam etti. Daha sonra Marc solo olarak takılırken David'in ne yaptığını bilmiyorum ben. :D İngiliz grubu olduklarından dinlerken hep takılıyorum o aksana. Zaten bir İngiliz konuşurken "oha ne garip konuşuyorlar" derken; şarkı dinlerken de "oha ne garip söylüyorlar" oluyor. 

Soft Cell başarılı ve gerçekten iyi şarkılar yapmasına rağmen her şarkısını aslında sevemedim. Ama o  şarkıları top bilmem kaçıma giremese de bazı şarkılarını da bir o kadar çok seviyorum. Özellikle tainted love şarkısında bir taraflarım oynamadan duramaz. Ki bu şarkı birçok kişi tarafından coverlanmıştır. 

Çok uzun soluklu bir grup olmamasına rağmen bu zaman içerisinde başlarda yer almayı başarmıştır. Bu başarının çoğunu çok güzel sese sahip olan ve iyi müzik yapan Marc Almond'a borçlu olsa gerek. (Daha sonra özel olarak Marc ile ilgili de yazı gireceğeim) Tabi David Ball'ı da yok sayamayız. Aslında 80ler popçularından demek ne kadar doğru olur bilemiyorum. Zaten şarkıların ritimlerinden içinde farklı şeyler de olduğu belli oluyor. Wiki amcaya göre Post-Punk, New Wave, Synthpop tarzını icra ediyorlar. 

İlk albümlerinde ki tainted love ile süper çıkış yapan Soft Cell ondan sonraki bir iki albümü benim pek hoşuma gitmedi ama daha sonraki yıllarda tekrardan kulağıma hitap eden o ruhu (nasıl bir cümledir amk) yakalamayı başarmış. 

Sonuç olarak sevdiğim ve dinlemeyi tavsiye ettiğim gruplardandır..
Dostluklar...  

Sex Dwarf - dinle
Her Imagination - dinle 
Barriers - dinle 
Mr. Self Destruct - dinle 
Tainted Love - dinle
Surrender to a Strange - dinle 
Where Did Our Love go? - dinle 


21 Şub 2011

İnterrail Macerası - Rota Belirleme

Pıtırcıklar ilk hedefiniz Avrupa'dır, ileri.... Alalalalal...

Bir önceki yazıda bu işi yapmaya kafaya koymuştuk. Bundan sonraki yapmamız gereken ise kendimize bir rota belirlemek. Önümüzde bir yol olmalı. Yoksa önümüze fiyat tablosunu, mekana göre almamız gereken şeyleri ve gittiğimiz yerde neler görülmesi gerek gibi ön hazırlıklara bir türlü sıra gelmez.


Aslında bu işin en zor kısmı bu olsa gerek. İnsan her yeri görmek istiyor ve güzelim şehirleri bir türlü seçemiyor. Artı interrail seçeneklerine göre bir rota oluşturmanız gerek. O zaman ilk önce şu yol paketlerine bakalım.
Resme göre birkaç açıklama yapmak gerekirse:


Interrail Global Pass'da sürekli olanlar seçilen süre içersinde sınırsız tren hakkı tanıyor. Diğerleri, misal 22 gün içinde 10 gün (flexi) ise sadece 10 gün tren kullanma hakkına sahipsiniz, ona göre nerelerde bineceğinizi belirlemeniz gerek. 

Bir ülke pass ise gruplara ayrılmış. Bu gruplardan sadece bir tane ülke seçiyorsunuz. Bir ay içerisinde ne kadar gün tren kullanmak istiyorsanız ona göre seçenekler sunulmuş. Bir ülke pass bence interrail  ruhunu yansıtmıyor. Sadece tek ülke gezimi olduğundan fiyatlar çok daha uygun. Bir kereliğine tüm Avrupa'yı gezebilecek gibi bilet alınmalı. Daha sonra çok görmek ya da daha detaylı keşfetmek istenilen bir şehir varsa bu seçenek çok daha uygun. 

Bu kısım da geçtikten sonra, seyahate başlarken iki seçeneğimiz var aslında. Eğer trenle başlarsanız (Türkiye için) Türkiye içinde gideceğiniz yolun fiyatı bu bilet fiyatlarına ekstradır. Mesela İstanbul-Kapıkule sınırına kadar tabloya göre 32 lira gibi bir meblağ ödemek zorundayız. Zaten ya Kapıkule'yi seçeceksiniz ya da Pythion'u. 

Ya da uçakla istediğiniz ülkeye gidip, oradan interraili başlatabilirsiniz. Bazıları uçakla başlangıcı ve bitişi yapmanın trenle seyahat ruhunu aykırı olduğunu düşünüyorlar. Haklılar da bir noktada ama, para ağacım olmadığı için çıkmışken adam gibi görmek istiyorum ben. Hem iki kere uçak kullanmanın da bu ruhu çok da  etkileyeceğini düşünmüyorum. Benim başlangıç planım İstanbul'dan Almanya'ya uçak ile geçip Kathi'nin yanına gitmek. Orada 5 gün gibi kalıp bundan sonra interrail'i başlatmak. Dönüşü ama trenle yapacağım. 

Tarih konusunda kararım: 10 ağustosta Almanya'a gidiş, 15'inde yolculuğun başlaması ve 5 Eylül'de İstanbul'a yurda dönüş. (2012 :D ) Tabi ufak tefek sapmalar olabilir, kafamda belirlediğim aşağı yukarı tarihler!


-Biliyorum biliyorum çok erkenden plan yapıyorum, o zamana kadar neler olur neler döner bilemem, çok şey  benim dışımda değişebilir de ama olsun, hoşuma gidiyor ve zaten ancak eksiklerimi tamamlarım artı para da ancak biriktirim- 

O zaman gelsin 22 günlük sürekli rotam:

Almanya (uçakla gidiş)

Amsterdam 3 (başlangıç) -Brüksel 1 -Paris 3 -Madrid 2 -Barcelona 3 -Roma 2 -Vatikan 1 -Floransa 1 -Pisa (aynı gün içinde) -Milan 1 -Viyana 1 -Prag 2 -Slovakya 1 -Budapeşte 1 -Belgrad 1 -İstanbul (bitiş)

Rotayı belirlerken baz aldığım nokta yolların birbirine yakın olmasıydı aslında, elimden geldiğince bu şekilde tutmaya çalıştım, çünkü yollarda vakit kaybetmek istemedim.  Şimdilik rotam bu, tabi zaman içinde neler olur bilemiyorum. Ufak çaplı değişmeler de olabilir belki. Örneğin, Barcelona'ya gitmek çok istiyorum ama gemiyle 18-20 saat sürüyormuş. Bir günümü yolda heba edemem, uçakla geçerim. Erken bilet alınırsa uygun fiyatlı bulunabilir. Duruma göre işte... Artı çok kafamı bozarsa çıkartırım valla. Sadece İspanya seyahati yaparım başka sefere artık, napalım. Yani o konu muammalı.  


Dostluklar...

Masal Evi

İçerisi antika ve eski tarzda dizayn edilmiş yerlere bayılıyorum. Orada oturup sohbet etmek, bir şeyler içmek ya da kitap okumak büyük keyif veriyor bana. Ve ne şans ki Kadıköy'de birçok yer böyle tasarlanmış. Masal evi de bunlardan biri. Ev yakın olunca montumu alıp çıkarım bir kadeh şarap içmeye... Pijamamla gitsem şaşırmayın sakın. Bu ara 15 Şubat - 21 Mart ,idi sanırım, şarap günleri dolaysıyla fiyatlar indirimde ve 21 Martta Kavaklıdere sponsorluğunda şarap tadımı, yapımı ve hakkında öğrenmek istediğimiz birçok şey için bir etkinlik düzenliyorlar. Katılım ücretsizdir. Kadıköy civarlarında olanlar kaçırmasın derim. 










18 Şub 2011

Iron Butterfly


Kelebekler gibi özgür olmaya hazır mısınız?

Öyleyse bu yazıyı okumaya devam edin ve butterfly effect eşliğinde müziğin doyumsuz tadına varın. 60ların  değil sadece bu zamanın da vazgeçilmez gruplarından birisi bana göre. Yaptıkları psychedelic acid rock tarzıyla kafamızı güzelleştirenlerden. 

Iron Butterfly'ın In-A-Gadda-Da-Vida albümünden sonra dağılmalar ve bocalamalar yaşasalar da gerçekten iyi bir şeyler yapmışlar ki bugün bile en iyiler arasında girebiliyorlar. Iron Butterfly denince akla in a gadda da vida şarkısı gelmesinin nedeni 17 dakika 5 saniye olması olsa gerek. 
Abi yol kaç dakika sürecek? In a gadda da vida kadar...
Bu espiriyi Dream Theather'ın Octavarium'u için de yapmıştım. Yalnız octavarium mesafesi daha uzun. Bu arada grubu kuran amca da Doug Ingle rock müziğine klavyeyi sokan ilk insan. Ben yaptım oldu hesabı. Zaten müzikleri dinlerken bol bol klavye sesi duyarsınız ki bence psychedelic için önemli bir nokta. Daha doğrusu rock'ın psychedelicini yapacaksan delikanlılığı bozup klavye kullanacaksın. Bu amcayka ilgili başka bir şey demek gerekirse babası kilisede vaizlik yaptığından kilise orglarına karşı ayrı bir ilgisi varmış. Bu durum müziğine de yansımış. Zaten ilk dinlediğimde ilahi bir his oluşmuştu içimde. Demek ki bundanmış. Sanırım ipin ucu kaçıyor. En iyisi altta paylaştığım müziğe siz kulak atın. (Ben yaptım oldu.)

Dostluklar...  

16 Şub 2011

the Knife- İsveç Piçleri

Geçtiğimiz birkaç aydır favori grubum: "the knife" Bir kız bir erkek kardeş İsveç'in soğuk ikliminde ne yapar? Kıçı dışarıda donacağına içeride sıcak müzikler yapar. Bunların da hikayesi bu olsa gerek. Başka ne yapacaksın ki, adamlar evden çıkmamak için ikeayı bile kurdular. Ev değerlidir, ev değerli olunca ev partileri de değerli olur. 

1999'dan beri var olan bu iki kardeş şimdiye kadar sadece iki konser vermiş. Biri Londra (2005), diğeri ise İstanbul (2006). Ayrıca bu grup taktıkları maskelerle de dikkat çekiyor, yanlış olmasın, belli bir süre de maskesiz göremiyoruz biz bunları. Daha sonra çıkarmaya karar veriyorlar. 

Ben "pass this on" şarkısıyla tanıdım. Beşinci dinlemeden sonra bağımlılık yaptı şarkı. Bir ay her gün dinlemeden edemiyordum. Ayrıca klibi de on numara bence. Hele travesti kadın çok iyiydi. Travestiyi oynayan gerçek hayatta erkek, ama nasıl kadın gibi davranmış ben gerçek travesti sanmıştım. 

Daha sonra tüm şarkılarını inceledim elbette ki. Bence güzel bir grup ve benim favorilerim arasına girdi. Zaten bunlara İsveç Piçleri diyorum ben. Çok cool bir havaları var. İki tane patlasım da geliyor ama nasıl bir şey yapmışlarsa artık kıyamıyorum.

eşofmana bayıldım! 
  • the Knife - Heartbreakers dinle (remix) - dinle 
  • Deep Cuts - Is it medicine dinle
  • the Knife - Lasagna dinle
  • the Knife - Kino dinle 
  • Slient South - Like a Pen dinle - dinle (remix)  
  • Slient South - Marble House dinle 
  • the Knife - Reindeer dinle 
  • Slient Sout - the Captain dinle
  • Tomorrow, in a year  - the Height of Summer  dinle 
  • Hannah med H - Wanting to Kill dinle 
  • Deep Cuts - dinle  


Üstteki canlı performans adamlar, liveda bile klip gibi yapmışlar. Vay anasını... Alttaki ise klibi, danslara bitiyorum. Dinlerken ben de onları taklit ediyorum sonra evde pek komedi yaşıyorum. 

Tüm videoları için: TIK

6 Şub 2011

Ölüm Erken Sobeledi

Merhaba,

Son bir haftadır gündemdeki konunun ne olduğunu tahmin etmek zor olmasa gerek: Defne Joy Foster’ın vefatı. Öncelikle ailesine baş sağlığı dilerim. Defne’ye de Allah’tan rahmet…

Duyunca herkes gibi şok oldum ben de. İnsana genç yaşta ölüm uğramaz gibi geliyor ama böyle bir gerçek var; ölümün yaşı olmaz! Hayatın belki de en zor oyunu kimine göre. Ne zaman sobeleneceğini bilemezsin.

Herkesin bir gün kaçamayacağı aşikardır, beni en çok üzen 18 aylık bebeğin annesiz kalması. Ama elden ne gelir, hayatın türlü acıları var biz insanlar için.

Kötü olan birilerinin göçmesi değil bu dünyadan aslında, kötü olan insanların ölünün arkasından olayları görmüş ya da çok biliyormuş gibi konuşmaları. Kendi bakış açılarının herkesçe aynı olduklarını sanmaları. Her şeyin kime zarar verir demeden düşüncesizce yayılması. Milletin ağzı torba olmadığı gibi bunu lehlerine kullanmayı aşağılıkça kullanan insanların olması.

Özellikle bunu bir “köşe yazarı”nın yapması. Evet, bu kişi Hıncal Uluç. Kendisinden yaşça baya küçük bir kadınla birlikte olan bu adam gelip de evli bir kadının başka bir erkeğin evinde kalıyor diye Türk toplumuna göre ahlak polisliği yapması ne kadar ironik. Hani laf vardır “dinime küfreden Müslüman olsa” diye. Ben burada Hıncal Uluç’u da sorgulamıyorum. Benim tarzım değilse de saygı duyarım. Bana ne ki zaten! İnsanların yaşayışları beni ilgilendirmez. Her ne kadar toplumda “sübyancı” diye adlandırılmış olsa da bu durum, ben bunu demiyorum aynı Hıncal Uluç’a açık mektupta ki gibi.

Hayır, o kadar aldatma ya da kendi ahlakınla ilgili fikirlerini beyan etmek istiyorsan, bunu Defne Joy Foster üzerinden yapma. Bu tamamen gündemdeki konudan prim yapmaktır. Unutmadan  da söyleyeyim, yakında bir kitabı çıkacakmış Hıncal Uluç’un!!! Çirkinliği üzerine daha fazla bir şey demek istemiyorum.

Kaldı ki Defne’nin özel hayatı kimine göre yanlış da olmuş olsa kimseyi alakadar etmez. Toplumda o kadar yanlış şey varken kıçınızı bırakın, bir tek kelime etmezsiniz. Bir annenin başka bir erkeğin evinde neden ölü çıktı diye orospu damgası vuruyorsunuz açık açık. Bunu diyen kişiler de hayatlarını sütten çıktıkları gibi ak yaşıyorlar ya. Sadece Hıncal Uluç için demiyorum, herkese diyorum. Millet olarak çok güzel biliyoruz zaten Ahlak Polisliğini, sadece kadına yafta yatıştırmayı.

Ha! Bir de alkol ile ilgili yorum yapan çok bilmişler var. Üstünü bu bir de çok sevgili hükümetimizin +24 olayıyla süslendirip “Meğerse ne kadar haklıymışlar” diyenler. Burada ilaçla birlikte alkolün alınma hatası olabilir, de tutup da bir kişinin hatasını tüm toplumdan çıkarmak nedir? Senin gibi örümcek beyinli bir kişi dünyaya geldi diye doğumları mı yasaklayalım şimdi? Yasaklamak ayrı bir olay bilinçlendirmek ayrı…

Yaşayışları sorgulamak haddimize değil, ortada bir acı vardır. Ortada bir hata varsa da böyle birilerinin üzerinden anlatılmaz, millete ibret olsun diye. Topluma ders olsun diye herkesi taksim meydanında sallandırsalardı işimiz vardı o zaman daha çok.

Dostluklar…

Not: 5 şubat 2011 Gazeversite'deki yazım.