12 Eyl 2011

Rutinsel Mevzular


Uyanıyorum. Belli bir saatim yok. Açsam bir şeyler yiyorum. Kahvemi yapıyorum. Sütsüz ve şekersiz… Bir kez o acı tadı aldın mı bırakamıyorsun. Sonrasında çok şekerli geliyor. Gariptir ki yaşam da öyle. Sanki. Yani bence. Acısız yapamıyoruz. Olgunlaşmak için. Kimi zaman zevk için. Gülüşmeler çok yapay geliyor ondan sonra. Göze batıyorlar.

Sonra bilgisayar başına oturuyorum. Mailleri kontrol ediyorum. Tabi bu sırada fizy’e içimden geçen kelimeyi yazıyorum. Nasıl oluyorsa güzel şarkılar çıkıyor genelde. Peş peşe sıkmayan tek kelime pink idi. Pink Martini ve Pink Floyd sağ olsun.  Bir ara bok yazmışlığım bile var. Merak ya… Ama dayanamadım şarkılara. Değiştim hemen. Her neyse… Bu arada bir sigara yakma ihtimalim var. Ama yakmama ihtimalim de. Ruh halime göre içiyorum. Bağımlılığıma göre değil. Çünkü öyle olduğumu sanmıyorum. Haberlere ve sosyal medyaya bakıyorum. Gene ne siktiri boktan iletiler var diye.  Bazen yararlı şeyler de çıkıyor. Valla! Kitap, müzik ya da etkinlik için. Ya harbi geyik… O kadar da kötü bir yer değil. Zaten bu değişime engel olamazsınız. Birkaç yüzyıl sonra; belki de daha yakın bir zamanda dünyamız Wall-e ye dönüşecek diye endişeleniyorum. Bundan dolayı iki tweet atıyorum. Bir post giriyorum. Arada ama. Vicdanım rahatlamış oluyor. Ya da hiçbir şey yapmamış gibi hissetmiyorum. Farkındalığımı gösteriyorum. Sanki bir akıllı benim. Hemen sonra küfürlü bir ileti giriyorum. Sisteme de sövdüm mü günlük anarşik, hümanist ve doğaist akımı veriyorum. Geriye de seksist kalıyor. Sağ olsun benim yapmama gerek kalmıyor onda da.

Kahvem bitmiş oluyor tabi. Bu sefer çay alayım diyorum. Çay alıyorum. Geliyorum masaya. Sigara yakmak ya da yakmamak… Ulan! Shakespeare sen de olmasan bir bok uyduracağımız yok. Bu arada fizy’de kelime değişimi yapıyorum. Gene içimden ne geçiyorsa… İnsanlar beğeniyor. Bunu öylesine kendim için yapmıştım. Yeni şarkılar keşfetmek ve aynı şeyleri dinlememek için. Ama bu iş tuttu moduna girdi. Seviniyorum. Mutlu oluyorum. Böyle ufak şeylerden mutlu olurum. Pırlantayı napayım. Atsan harbi atılmaz. Satacaksam da ne işi var bende. Tiffany'i kafe sanan insan napsın onları!

Bu aralar tanrı ile sohbetlere girdim. Yok, lan inançlarımı sorgulamıyorum. Biraz dost muhabbeti… Hep bizi anlaması için uğraştık. Dedim biraz da ben anlayayım. O da var olan bir şey sonuçta. Çok büyük, yaratıcı da olsa… Tek sonuçta… Neden onun da sevgiye ihtiyacı olmasın. Belki yok ama belki var. Boş ver hacı, kendimle konuşmaktan daha iyi. En azından var olduğunu düşünmek aklımı kurtarır.
Belki de…

Tanrı olduğunu düşündüğüm şey karşımdaki ben mi? Yok yok, şizofren olmadık daha. 

Bilmiyorum hayat geçmesi ve monoton olmaması için yeni uğraşlar bulmam gerek. Yakında bunlardan da sıkılabilirim. 

Yorum Gönder