29 May 2010

A Nightmare On Elm Street


Dün çok yorgun olup erken yatmama rağmen yine yine ve yine geç kalkmayı başarabildim ya! Bu yetenek bana has bir şey olsa gerek. Her sabah kalktığımda saate baktığım andan sonra dönüp yandaki duvara kafam patlayıncaya kadar vurmak istiyorum. Patlasın kafam, kan olsun duvar. Şiddet dolmuşum evde otura otura. Tabi ikinci delirmeyi odanın dağınık olduğunu fark edince yaşıyorum. Normalde temizlik manyağı değilim ama bazen bir şey oluyor dağınıklık, pislik batıyor ya. O an ne yapıyorsam bırakıp etrafı topluyorum falan. Neyse bu dağınıklığı fark edince gidip o duvarın aynı yerine gene kafamı patlatmak istiyorum. Kan olsun her yer... Kopan parçalar dolsun...

Kendimden korktum ya. Noluyo bana! Bugün gerginlik, şiddet hakimliği var üstümde anlaşılan.

Bunun üstüne bu tarz bir film gider. Daha da şiddetleneyim diye. Bu yüzden bütün "A nightmare on Elm Street"in tüm bölümlerini indirdim. Şimdiye kadar sadece bir bölümünü izlemiştim. Efendim yazın memlekete gittiğimde boş olacağım bu yüzden bir günü "Elm Sokağında Kabus" günü yapacağım. Sabahtan artık ne zamana kadar sürer bilemiyorum hepsini izleyeceğim. "Herkes çok korkunç bu film, altına sıçarsın, izleme." diyordu küçükken. Tv'de seri olarak yayınlıyorlardı o zamanlar; bir tanesini yakalamıştım. Çok korkmamıştım ama konsantre olarak izlememiştim zaten. Tümünü izledikten sonra yorumları bildiririm artık.

Klasiklerden ve birçok korku filminden çok daha iyi. Aslında kıyaslamak yanlış olur. Bence korku filmlerini eski ve yeni olarak ayırabiliriz. Yeni korku filmleri daha çok işkenceye dayalı; virüslü insanlar, teknolojinin çıldırması falan. Bence günümüz korku filmlerinde gerçekçiliği yakalamaya çalışıyorlar. İzleyiciye gerçek hayatta da olabileceği düşüncesini hatırlatarak gerçekten korkuyla dolmasını istiyorlar. Örneğin, "Saw" serisi. Böyle bir psikopat neden olmasın. Tabi bu kadar zeki bir katil var mı bilemiyorum. Katil olunca da böyle olacaksın pıtırcık. Bir "Scream" de olabilecek bir şey hayatta. Geçiş filmi olarak adlandırabilirim bunu. Bunun gibi örnekler verilebilir. Yalnız eski korku filmlerin tadı bir başka. Çok daha iyi filmler var. Zaten günümüz filmleri çoğu geçmiştekilerden birçok şeyi araklayarak yapıyorlar.

Bir dipnot eklemek gerekirsek: Johnny Depp de bu serinin başında rol almıştır. Ve günümüzün en popüler isimlerinden olan Depp o filmde daha tanınmak için göt yırtan bir karakterdi. 

one, two, freddy's coming for you. 
three, four, better lock your door. 
five, six, grab a crucifix. 
seven, eight, better stay up late. 
nine, ten, never... never...

28 May 2010

Tainted Love


Sen ne giysen yakışır abim ya!... 

Yok böle bir şarkı. Hangi türe bürünse patlatıyor insanı ya. Altmışlarda Edward Cobb bu parçayı besteliyor. Ve daha sonra çeşitli birçok grup cover'ını yapıyor. Kim bunlar: Başta bildiğimiz Marilyn Manson "Not another teen movie" filminin soundtrack'i için baş koyuyor. Kendi tarzı doğrultusunda cover parçası, sert biçimde karşımıza çıkıyor ve gayet gaz verici. Filmi daha izlemedim ama bilgisayarda izlenecekler arasında duruyor. Tüm bunlardan çok önce Gloria Jones söylüyor. Nostalji zamanları... Daha soft şekilde dinliyorsunuz. Ama bunun tadı da çok ayrıdır. Benim favori cover'larımdan biri de Soft Cell'in yaptığı. Bu kadar mı tatlı şarkı olur ya. İnsanın nasıl dans edesi geliyor. Eğer bir dans yarışmasına katılsam kesinlikle bu şarkıyı seçerdim. Pussycat Doll da coverlamış, onların yaptığında biraz daha seksapellik kokuyor. Çok bir esprisi yok. Diğer cover'layanlar da The Living End, Clash, Insprial Carpets, Atrocity, Marc Almond, My Brighest Diamond... Bildiklerim bunlar. Önüne gelen söylemiş arkadaş. Bunların hepsi cover pıtırcıkları. Yalnız Müslüm Babadan da isterim ben. İddiaya girerim güzel olur, yoksa atarım kendimi köprüden.

Aşağıda beğendiklerimin videolarını koydum ilk üçü favorim. Bayılıyorum bunlara. Aralarında sıralama yoktur. Cover rekortmeni olan bu şarkı için öteki tarafa gittiğimde ilk işim Edward'ı bulup "Naptın sen ya?" demek olacak.
Tainted Love
Sometimes i feel i've got to... run away,

I've got to... get away

From the pain you drive into the heart of me.
The love we share seems to go nowhere,
And i've lost my life,
For i toss and turn, i can't sleep at night.

Once i ran to you (i ran), now i run from you.
This tainted love you've given,
I gave you all a boy could give you.
Take my tears and that's not really all...
Tainted love, ohh, tainted love

Now i know i've got to... run away,
I've got to... get away.
You don't really want any more from me.
To make things right you need someone to hold you tight,
And you think love is to pray,
But i'm sorry i don't pray that way.

Once i ran to you (i ran), now i run from you.
This tainted love you've given,
I gave you all a boy could give you.
Take my tears and that's not really all...
Tainted love, ohh, tainted love

Don't touch me please, i cannot stand the way you tease.
I love you though you hurt me so.
Now i'm gonna pack my things and go.
Touch me baby, tainted love (x4)

Once i ran to you (i ran), now i run from you.
This tainted love you've given,
I gave you all a boy could give you.
Take my tears and that's not really all...
Tainted love, ohh, tainted love, ohh, tainted love, ohh, tainted love




26 May 2010

Clarissa: Explains it all

On üç yaşındayken kendi yaşıtlarımın oynadığı dizilere bayılırdım. Ergenlikten olsa gerek. Orada ne giymişler, neler yapmışlar diye merak ederdim. Bazı görüp beğendiğim şeyleri uygulardım. Bunlardan biri de “Clarrissa: Explains it all” dizisidir. Giydiği kıyafetlere bayılırdım, ki halen daha bayılıyorum. Odasını her seferinde incelerdim. Clarissa'nın kurdele üzerine dikilmiş düğmelerden yapılmış bir duvar süsü vardı. Aynısını odama yapmıştım. Ne zamanlardı! Her hafta odamın şeklini değiştiriyordum. Çocukluk işte! Gerçi şu koca halimle bile izlettiriyor kendini bana.

Melisa Joan Heart’ın da sevimliliği diziye bence ayrı hava katıyordu. İyi bir seçim olduğunu düşünüyorum. Bazı şeyleri anlama çabası, istekleri, o yaştaki ben için de geçerli olduğu için kaçırmadan izlerdim. Eski zamanlara hayranlığım da diziyi izlememe etki ediyordu. Mutfaktaki o uzun kablolu telefondan edinmem gerek bir tane. Tarzı ve ilgileri garip kaçıyordu o zaman. Komik bir aile, şekilli şekilli küpeleri, her olay için o koca bilgisayarında oyun hazırlaması, odasına camından giren arkadaşı, beslediği hayvanın evi ve kıyafetleri ve "fish face"i unutmamak lazım...

Geçenlerde “Neden bu diziyi bulup tekrardan izlemiyorum?” dedim. İnternette aramaya başladım. Maalesef sadece birinci sezonu bulabildim. Sadece onu indirdim ve izledim. Keyifle de seyrettim. Artık büyümüş olmama rağmen her zamanki gibi heyecanla izledim. O yaşlarım aklıma geldi. Diğer sezonlarını satın almaya karar verdim. Para vermeye değer olanlardan. İnternette diğer sezonlarla ilgili bilgi olan varsa haber versin lütfen.

Neyse her zaman dediğim gibi. Yanlış çağda doğmuşum…
Mutlu Kalın…

25 May 2010

the Man from Earth

İlk yazı vatana millete hayırlı olsun. Bir giriş yazısı yazmak sevaptır; hatta farz da kabul edilir. İzlediğim filmleri; dinlediğim müzikleri; baktığım fotoğrafları, resimleri; yediğim yemekleri; giydiğim şeyleri... Aklınıza gelecek birçok şeyi burada yayınlayıp onlarla ilgili fikirlerimi paylaşmaya baş koydum. İsterseniz siz de yorum bırakabilir, ya da bırakmayabilirsiniz. Size kalmış. Umarım bunun sonucunda hoş sohbetler doğar. Çok ciddi bir giriş mi oldu? Owf! Her zaman başlangıçlardan nefret etmişimdir. İlk adım hangi konuda ne olursa olsun zor.

İlk olarak "the Man of from Earth"le ilgili yazmak istedim çünkü bu filmi izledikten sonra blog açma fikir oluştu. Sanırım beyin hücrelerimi fazla çalıştırdı ve Arshimet amca misali "Eureka eureka" nidalarıyla kafamda bir şeyler yanıp dönmüş olsa gerek.