6 Kas 2010

Pleasantville



Dikkat spoiler çıkabilir!

David, okulda herkesin tanıdığı kıza aşık olan ama asla birlikte olamayacağını düşünen çocuk. Jennifer, okulda popüler olma yolunda ilerlemeye çalışan David'in kız kardeşi. Zıt karakterlere sahip bu kardeşler. O günler TV'de popüler olan Pleasantville dizisi meşhur.

Hayır, bu the Sims'ten değil. Ama olaya yüzeysel bakarsak ona yakın bir bir kasaba olabilir. Herkesin mutlu olduğu, her şeyin mükemmel işlediği... İyi aile yapısı ve harika evlatlar. Hayat o kadar mükemmel ki şimdiye kadar hiç yağmur yağmamış bile. Yangın nedir bilmiyor. İtfaiye sadece kedi kurtarmak için var. Kitapların içi boş. Çünkü Cehalet Mutluluktur.

David, hayatındaki koca boşluğu bu diziyi izleyerek geçiriyor. Ve dizinin yaptığı büyük para ödüllü yarışmaya da katılmak için adeta diziyi ezberliyor günlerce. yarışma günü iki kardeş "tv kavgası" yaparken kendilerini bir anda dizinin içinde buluyorlar. Bu arada dizi siyah beyaz olarak yayınlanıyor. Yani renkli yaşamdan bir anda her şeyin gri tonları olduğu dünyaya geçiş... Jennifer'ın başı çekmesiyle yavaş yavaş etraf renklenmeye başlıyor. Aşık olduklarında, öpüştüklerinde, resim yaptıklarında, seviştiklerinde... İlk deneyimlerinde yaşamın bir tarafında renkler beliriyor.
Yağmurun yağmaması mükemmellik parçası değil. Yağmuru çoğu insan sever ve bereket demektir. Derler ya güneşli hava iyi yağmurlu hava kötü... Aynı çocukların seks yapmaması gibi. Bırakın onu seks nedir bilmiyorlar bile. Ahlak sınırları bunlarla belirlenmiş. Aslında birçok normal şey hakkında bilgileri yok. Çünkü ne görmüşler ne yaşamışlar. Biz hayatı tanımlarken içine iyinin, güzelin yanına acılarını, çirkinliklerini de ekleriz. Ama Pleasantville'de sadece iyi ve güzel var. Olumsuzluklar yok.

Ne kadar sıkıcı değil mi?! Hepimiz kimi zaman bunu hayal ederiz ama bazen üzücü şeyler yaşamak güzel şeylere sahip olduğumuzun farkına vardırır ve kıymetini anlarız. Peki, bu insanlar hiç mi..?! Hayır... En üst seviye cahil ve aptal bir toplum desek yeridir. Biri bir şeyler sorsa dahi karşısındaki yine aptal bir şey dese de gülerek "Haa evet" deyip kabul ediyorlar. Ne yapmaları gerektiği (sırası, görevi, nasıl yaşayacağı) çip yerleştirilmiş gibi kodlanmış.

Aslında bu, Amerika'daki muhafazakar aile yapısını eleştiriyor. Herkesin ilk tecrübelerinde, gerçekten mutlu olduklarında renklenmeye başlamaları hayatın o zaman güzel ve anlamlı olduğunu anlatmaya çalışıyor. Hayat ajanda gibi düzenli ve kusursuz olduğunda değil hatalarla, çılgınlıklarla anlamlıdır. Seks hayatın parçası, sanat ve kitap bizi renklendirir. İnsanlar düşünmeli. Uç bir fikir gibi dile getirilen şeylerden korkmamalıyız. Çevremizi ve olanları sorgulamalıyız.
Sözde coğrafya dersinde herkesin tabiri caizse öküz gibi hocayı dinleyip TV'nin içine giren Jennifer'ın "Pleasantville'nin dışında ne var?" sorusu aslında her zaman bizim kendimize sorduğumuz "Yaşamın ötesinde ne var" ya da "Gidemediğimizin ötesinde" ne var sorularıyla aynı mantıkta. Son olarak yasakmeyve olayına da gönderme yapmış bir karesiyle.

IMDB: 7.5
Yönetmen: Gary Rose
Yılı: 1998

Yorum Gönder