22 Kas 2010

Üçü Bir Arada - Trabzon

K. ile Arhavi'ye gitmeden önce uçağımız sabahın çok erken saatinde Trabzon'a iniş yapacağı için o günü orada geçirmeye karar verdik. İkimiz de sadece sırt çantalarımızı alarak perşembe sabah üç sularında evden çıkarak yolculuğa başladık.

Saat sekizde Trabzon'a ayak bastık ve özellikle K. çok heyecanlıydı buraları göreceği için. Tam bir kültür meraklısı benim gibi. Tarihi yerleri, müzeleri gezmeyi; dağa tırmanmayı, yürüyüşü çok seviyor. Bu yüzden plan yapmak için iyi bir arkadaş. Sonra servise binerek merkeze Atatürk Alanı'na gittik.

İndikten sonra ilk işimiz aç olan karnımızı doyurmaktı. Adını hatırlamadığım bir kafede açık büfe kahvaltı servisi vardı. Nasıl olsa açık diye işletmeciyi sözde batırmak adına tabağı tıka basa doldurdum. Karnımız da doyduğuna göre merkeze yakın olan turist information'a gidebiliriz artık...

Haritamızı aldık, eşyalarımızı bıraktık, nereye nasıl gideceğimizi öğrendik. Hedef: Saat iki ya da üçe kadar Trabzon'daki üç müzeyi gezmek. İlk durağımız Trabzon Müzesi idi. Her ne kadar elimizde haritayla bulmakta zorlansak da, sorduğumuzda Trabzon Spor Müzesi'ne yönlendirseler de sonunda varmıştık. Yürüyerek gidebiliyorsun, merkeze çok yakın, giriş ücreti 3 lira, müze kartı geçerli. İki katlı şık bir yer. Göz alıcı antika eşyalar bulunmakta. Bodrum katında da arkeolojik eserler var. Çok fazla bir şey yok ama yine de görülmeye değer. Yapı zamanında bir bankere aitmiş. İflas falan edince olaylar gelişmiş. Atatük Trabzon'a ilk ziyaretinde burada kalmış. Zaten Atatürk'e ait bir oda var. Eğer antika seviyorsanız eşyalar çok hoşunuza gidecektir.
















Sonraki durağımız Ayasofya müzesine doğruydu. O kadar çok beğendim ki orada rahibe olmaya bile razıydım. Bir deniz manzarası, bir bahçesi vardı ki içim gitti. Hayal ettim ayinden çıkıyorum ve bir anda eşsiz bir sessizlik. O gün havada tek bir bulut da yoktu. Bu arada, buraya merkezden 1,25 liraya dolmuşla 15 20 dakikaya geldik. Müze kartı geçerli ve giriş ücreti 3 lira.

















Son olarak da Atatürk Köşkü'ne doğru yol aldık. Uzunca yürüyüşten sonra tekrardan otobüsle biraz daha uzun ve dağlık bir alana doğru gitmeye başladık. Şansımıza havanın da güzel olması günün mükemmel geçmesi sağladı. Yol boyunca insanlar, uzaylı görmüş misali "turist gören masum köylü" modunda eğlenceli muhabbetlere sebebiyet verdi. Tam okul çıkışına denk geldiği için otobüs öğrenci kaynıyordu. K.'nın okul formaları dikkati çekmesi yanı sıra çocuklar da bizle pek bi ilgiliydiler. Yalnız bir kız vardı, ufak. Hani erkek fatma dersin ya o cinsten. Tam Trabzonlu. Bir çene yapıyordu erkek arkadaşlarına.

Muhabbet, komedi derken yavru beyaz saray misali güzel, sessiz, manzaralı, tam kitap okunacak bir yerde bulduk kendimizi. Adı üstünde köşk işte! Üç katlı ve içindeki hemen hemen her eşya birçok Avrupa ülkesinden hediye. İçeride fotoğraf çekmek yasak olduğundan çok fazla çekemedik. Zaten diğerlerinde de flashsız çekim izin vardı.

Özel müze olduğundan giriş herkese bir lira. Yani müze kartı geçmez burada. Burayı da gezdikten sonra hava kararmadan dönüş vakti gelmişti artık. Merkeze inip eşyalarımızı aldıktan sonra veda vaktiydi Trabzon'a. Güzel bir günün ardından tatlı yorgunluk yok değildi. Bir an önce eve gidip uyumak için sabırsızlanıyorduk. Dolmuşa atlayıp Arhavi yolunu tuttuk...
Dostluklar...




Yorum Gönder