10 Ağu 2010

Akdamar Adası ve Ermeni Kilisesi


"Bir zamanlar adadaki kilisenin rahibinin kızına sahildeki çobanlardan biri aşık olur. Kızın adı da Tamara'dır. Fakat rahip bu aşkı onaylamaz. İki seven genç görüşebilmek için geceleri fenerin ışığıyla anlaşırmış. Gece oldu mu Tamara feneri yakar ve genç fenerin yandığı kısma yüzerek geçermiş. Daha sonra rahip bu durumun farkına varmış. Ve fırtınalı bir gece kıyıya fenerle işaret vermiş. Tabi ışığı görünce genç de yüzmeye başlamış. Yalnız rahip fenerin yerini sürekli değiştirmiş. Artık bir o tarafa bir bu tarafa yüzmekten yorgun düşen genç daha ne ileri ne geri gidebilmiş. O an ağzından çıkan son cümlesi "Ah! Tamara" olmuş ve adanın ismi bu aşk hikayesinden geliyormuş. "

Akdamar adasının efsanesi böyle. Van gölünde bulunan bu adada Ermeniler için önemli olan kilise bulunmakta. Vaspuragan Kralının yaptırdığı saraydan günümüze hiçbir şey kalmamış fakat sarayın yanında yapılan kilise günümüze kadar kendini korumuştur. Kilisenin bu denli sağlam kalmasının nedeni bir ada üzerinde olması. Gezi sırasında bize eşlik eden rehberin anlattığına göre gece adaya gelmeye insanlar korkuyormuş "Gelip, adadan bir şey alınca acaba başıma kötü bir şey gelir mi?" diye. Bu yüzden çok fazla insan uğramadığı için kendini korumuş. Daha sonra oranın bir delisi bir kıza aşık olmuş. Aşkına karşılık bulamayınca gidip kilisenin ana kapısını sökmüş ve sala atıp evine getirmiş. Daha sonra kaymakam bakmış kapı yok. En son ta ne zaman sonra delinin evinden çıkmış. O zamandan sonra devlet bu kiliseyi koruma altına almış. Ve müzeleşmiş. Bu arada kilise içinde ayin yapmak yasak ve geçen ay mum yakma olayını da bakanlık yasaklamış. Tabi bundan dolayı gelen Hristiyanlar'ın gelip de ibadet edememeleri bir şekilde tepki ve üzüntü doğuruyor.


Kilisenin içindeki resimler Hz. İsa'nın doğuşundan çarmıha gerilişine kadar olan kısmı anlatıyor. Dışında ise birçok kabartma var. Bu işlemelerden dolayı dünyanın önemli 3. kilisesi sayılıyor. Ve gene dünyada en başarılı işlemeleri Ermeniler yapıyormuş. Yapım sırasında kullanılan taşlar ise dışarıdan getirtilmiş. Bu işlemelerde gene birçok hikaye anlatılıyor. Gene birkaç peygamberin, Adem ile Havva'nın yasak meyveyi yemesi gibi şeylerin anlatımı var.




Kiliseye girdiğinizde ilk önce bir kuyu ile karşılaşıyorsunuz. Kuyu olan kısım kapatılmadıktan önce içme suyu için kullanılıyormuş. Daha sonra oda gibi kapatılınca etrafı şarap yapımı için kullanılmış. Ayinlerde falan bu şaraptan kullanılıyormuş. İçeri geçince geniş bir alan çıkıyor. Ayinlerin yapıldığı yer ve üst tarafta balkon var. Kral oradan ayinlere katılıyormuş. Sahne gibi yerin iki tarafında günah çıkarma yerleri var. Allah'ım göt kadar bir yer. Karanlık çok fena. Klostrofobisi olan günah çıkartacam diye öteki tarafı boylar valla. Soldan bir odaya giriyorsun gene oradan iki odaya yöneliyorsun. İlk oda Papazın dinlenme ve yemek yeme odası. Taştan yüksek bir yer var zaten. Diğer tarafta anam gene korku filmi gibi bir yer. Rahipler falan kaç aydı unuttum günahlardan arınmak için oraya kapatıyorlarmış ve sadece ekmek ve şarapla besleniyorlarmış. Bunun yanında kimseyle de konuşmuyorlar. Kafayı yerim gibi geliyor ben olsam.

Yönetmen falan olsam o mekanda korku filmi çekmiştim çoktan. Adada, yanda mezarlıklar, kilise de mübarek korkunç. Şeytan çıkarma falan katardım araya. Hahaha..

Bunun dışında adada sadece badem ağacı var. He bir de... Kardeşim kafasını kapıya çarptı. Tabi bu kısımın ne alakası. Konuyu bağlayacam şu saniye. Kafasının çarpması kapıların küçük olmasından. Kapının küçük olması oradaki insanların ufak yapılı olmasından değil. Bu kilise daha sonra rahip yetiştirmek için okul olarak kullanılmış. Öğrencilerin de her daim saygıyla Papaz karşısına falan çıkmak için kapıdan geçerken unutmamalarını sağlamak adına böyle yapılmış. Yani es es saygı...

Evet gençler... Kilise gezimiz böyleydi. Umarım bir şey eksik yazmadım. Günahlarımdan temizlenip geri döndüm.

Haa.. Bir de 19 Eylül'de tüm Hristiyan alemi onlar için çok önemli bir günü bu kilisede kutlayacaklar. Bu gün ardından çok güzel reklamı yapılmış olacak. Eğer adam akıllı kullanabilirlerse acayip turist çeker. Ve artık elimizde olan şu şeylere değer verelim ya...

Dostluklar...
Yorum Gönder