7 Tem 2010

Globalleşmenin geleceği: Bunun sonu korku ütopyasıdır



Globalleşme deyince çok çeşitli tanımlar yapılabilir. Bence en genel tanım, farklılaşma ve aynılaşma kavramları üzerinden olan. Globalleşme kavramı, dünya toplumlarının birbirine benzeme süreçleri ile buna bağlı olarak tek bir küresel kültürün ortaya çıkması, bazen de toplulukların ve kimliklerin kendi farklılıklarını ifade etmesi ve tanımlaması amacıyla kullanılabilmektedir. [1]

Bugün globalleşme kaçınılmaz bir olgudur. Gelecek yüzyıllarda globalleşmenin bitmesi söz konusu olur mu? Globalleşme kendi kendini bitirecek diye düşünüyorum ben. Büyük güç olan devletler daima eski zamanlardaki gibi dünyaya hâkim olma duygularını da büyürlerken büyütürler. Çok mantıksız bir düşünce demeyin. Mantıksız olsa 21. yüzyıl çağında halen daha onca savaşla uğraşmak zorunda kalmazdı dünya. Bu tek hâkim olma düşüncesi, ülkeleri her şeyi yaptıracak duruma getirir. Ellerindeki tüm gücü kullanmaya şevk edecektir.

Bunlardan biri de insan nüfusunu azaltmak. Bir ülkenin en önemli gücü, askeri gücüdür. Savunma ve saldırı olsun askeri gücü nüfus bakımından ve tabii ki de donanım bakımından ne kadar iyiyse o kadar ayakta kalmaya devam eder. Bugün bir yerleri ele geçirmek adına bin tane insanla uğraşmaktansa yüz tane insanla uğraşmak her zaman çok daha kolaydır. Günümüz teknolojisiyle bu nüfus azaltımını çok daha çeşitli ve sizin yaptığınız anlaşılmayacak biçimde ortaya koymak çok basittir. Örneğin, her sene çeşitli hastalıklar ortaya çıkıyor. Kuş gribi, Kırım Kongo ve en son çıkan Domuz gribi. Bunların sonucunda birçok insan ölüyor. Zaman geçtikçe çok daha şiddetli sonuçlar doğuracak olaylar olacaktır. Bunlar sadece artçı depremler.

Yeni bir teknoloji çıktığında ya da var olanı bir üst seviyeye taşıdığımızda hepimiz mutlu olmuşuzdur. Tersi bir duyguyu yaşadınız mı hiç? “Kahretsin, sona hazırlayan bir yenilik daha!” diyen birini duymadım hiç. Ben de demedim sanırım.

Teknoloji gelişecek gelişecek… Belki aklımızın almadığı, imkânsız gibi görülen şeyler bulunacak. Sonuçta bugünkü teknoloji için de geçmişteki insanların imkânsız gözüyle baktıkları olmadı mı?

Geçen birkaç ay önce, bina yapımıyla ilgili bir belgesel izlemiştim. Çin miydi, Japonya mı tam hatırlamıyorum. Çekik gözlülerin memleketlerinden biri. - Onlardan her şey beklenir zaten.- Gökdelen yapımıydı, ama normal bildiklerimizden çok daha yüksek ve içinde sadece oturmak için daireler yok. Bir şehri uzaya doğru uzattığımızı düşünün. İçinde alışveriş merkezi, çim alanları vs her şey var. Ani bir rüzgârda özel camlar aşağı inip insanları koruyor ve yangın durumunda sadece o kısma ait asansörlere binip aşağı iniyorsunuz. Her şey ince detayına kadar düşünülmüş.

Olay şu: İnsanoğlunun üstüne tanımam etrafı yok etmede. Her tarafta alarm çanlarını duyarsınız. Ormanlar gidiyor, su bitiyor, hayvanlar tükeniyor diye… Her bulunan boşluğa kocaman bir bina dikiyorlar. Alışveriş merkezleri yapıyorlar. Bununla birlikte nüfus da hızla artıyor. İnsanlara yeni yer gerekiyor. Bu yüzden havaya doğru bir yapılaşma en mantıklısı. Çekik gözlülerim bunu da yapmışlar zaten.

En son elimizde kurak topraklar, soyu tükenmemiş birkaç hayvan, ileri teknoloji, dünyada avuç kadar kalmış insanlar, klon canlılar… Globalleşme kaçınılmaz, kötü bir olay da değil ama iyi şey ile köyü şey yan yana ilerliyor. Biz insanlar bazen kötü olanı bir adım öne çıkartabiliyoruz ve bu da bizim sonumuzu ufaktan hazırlıyor gibi.

İmkânsız gibi gözüküyor bu düşünceler ama etkileşim içindeki dünya her geçen gün büyüyor, keşfediliyor. Gülü seven dikenine katlanır ama o dikenler de kırılmaz ya da azaltılmaz değil. Bunu da bizler yapabiliriz. Sonumuzun korku ütopyasına dönmemesi dileğiyle…

Dostluklar…

Photo by

[1] KOÇER, Gökhan: Küreselleşme ve Uluslar arası İlişkiler’in Geleceği
Yorum Gönder