25 May 2010

the Man from Earth

İlk yazı vatana millete hayırlı olsun. Bir giriş yazısı yazmak sevaptır; hatta farz da kabul edilir. İzlediğim filmleri; dinlediğim müzikleri; baktığım fotoğrafları, resimleri; yediğim yemekleri; giydiğim şeyleri... Aklınıza gelecek birçok şeyi burada yayınlayıp onlarla ilgili fikirlerimi paylaşmaya baş koydum. İsterseniz siz de yorum bırakabilir, ya da bırakmayabilirsiniz. Size kalmış. Umarım bunun sonucunda hoş sohbetler doğar. Çok ciddi bir giriş mi oldu? Owf! Her zaman başlangıçlardan nefret etmişimdir. İlk adım hangi konuda ne olursa olsun zor.

İlk olarak "the Man of from Earth"le ilgili yazmak istedim çünkü bu filmi izledikten sonra blog açma fikir oluştu. Sanırım beyin hücrelerimi fazla çalıştırdı ve Arshimet amca misali "Eureka eureka" nidalarıyla kafamda bir şeyler yanıp dönmüş olsa gerek.


Binlerce yıl yaşamak... Her şeyin ötesinde olmak... Kimsenin bilmediği şeylerin bilmek. Asıl güzel olan, doğruların gerçekten ne olduğunu bilerek devam etmek zamana. İnanılmaz bir olay değil mi? İlk çağdan günümüze kadar her şeyi tatmak ve geleceği merakla beklemek.

Ne demek istediğimi "the Man from Earth" filmini izleyenler anlamıştır. Filmi izledikten sonra ilk önce şunu anlıyoruz. Gerçekten iyi bir film yapmak için ortaya milyon dolarlar dökmeye gerek yokmuş. Sadece tek bir odada geçen filmde ortaya konan diyalog sizi içine o kadar çok çekiyor ki bir an filmin içine girip siz de aklınızdakileri sormak istiyorsunuz.

Dünya'nın yaşı o kadar milyar yıl ki artık olaylardan onun bile kafası karışıp "Yeter artık hangisinin doğru olup olmadığını hatırlamıyorum" der olmuş. İnsanoğlunun meraklı olduğunu biliyoruz ama sanki son birkaç senede "Sona yaklaşma" ile ilgili hikayeler artmış durumda. Özellikle sinema sektöründe. Kıyamet hikayeleri, yüksek teknolojinin hayatı bitirmesi, ufak bir hata sonucu zombiye dönüşen insanlar... Bu meraktır ki geçmişten günümüze bildiğimiz şeylerin ne kadar doğru olduğunu öğrenme isteği hep var olsa gerek, körü körüne bir şeylere inansak da...

Film de bu açıdan birçok şeyi, tozlu raflardan kaldırıp gündeme yeniden düşürüyor. Kafanızda "Acaba olabilir mi? Gerçek hayatta, olsa ne güzel olurdu ya; o kişi ben olsam." gibi hayaller de ister istemez başlayabiliyor. İşin felsefik boyutunu düşünmeye başlıyoruz. Kendimizce yorumlar yapıyoruz. Eğer izlerken yanınızda başka birileri de varsa derin muhabbetler döndürüyoruz. Ve ardından "Siktir et! Çok düşünmek iyi değil. Gel bi PS atalım" diye o ruhani otçul yaşamımıza geri döneriz. Bence bu film kalabalık izlenmeli. 

Filmde dindar, ateist, psikolog, bilim insanı falan var. Bir de siz uzaktan fransız fransız takılıyorsunuz onlara. Filmin can alacı noktası bana göre dinsel açıdan çıkardığı sonuçtu. Sonuçta mevzular derin ve her filmin altında anlatılmak istenen fikirler vardır. Filmi izledikten sonra bildiğiniz şeyleri bir kez daha düşünmek istiyorsunuz.

Neyse... Unutmamak gerekir ki o her zaman merak ettiğimiz cevapların soruları, kafamızın bir köşesinde nöronlarımıza titreşimle bize o derin muhabbeti yapmak için uyarılar gönderecektir ama biz "Siktir et kanka" felsefesinden asla vazgeçmeyeceğiz.

Yönetmen: Richard Schenkman
Tarih: 2007-ABD
IMDB: 8.1

Yorum Gönder