22 May 2013

Bir zamanların platonik aşkı Orlando Bloom ile karşılaşmam


Dünyanın küçük olması bir yana Allah'ın işi belli olmuyor kardeşim. Ortaokul zamanlarımda deseler ki "Bir gün Legolasla karşılacaksın." "Hayaller güzel, sie şimdi." derdim. Yüzüklerin Efendisi'nde, Legolas rolüyle her genç kızın gibi benim de kalbimi çalmıştı. Ergendim daha. Fotoğraflarını dergilerden keser; tarihi geçmiş ajandamda biriktirirdim. Posterlerini yatağımın yanına asar; iç geçirirdim. Bir gün karşılaşırsam... şeklinde cümleler kurardım kafamda. Kısacası platonik aşıktım. Yıllar geçti, büyüdüm ben. Her şey geride kaldı. Bu hislerime her yetişkin gibi gülüp geçtim. 

Ama nereden bilebilirdim! Sen ki dünya starı, bir zamanların platonik aşkı karşıma çıka dur! Ee, hal böyle olunca, bir anda kendimi fan grubunun ön safhalarında buldum. İnsan şimdi gülüp geçse de heyecanlanmıyor değil yakışıklı adamın karşısında. 

Ve Orlando gözükür... 

Sadece filmlerde gördüğümüz biriyle karşılaşmak değişikti. Aslında bu, Türkiye'deki oyuncular için aynı etkiyi yaratmıyor. Nedenini bilmiyorum. Belki daha ulaşılmaz oldukları için daha heyecan verici oluyorlar. Eskiyi yad etmek için oradaydım biraz da, çünkü çok daha hayran sayılacak kişiler vardı. Seksi kıyafetleri geçirmiş, seksi bir hatun vardı mesela. Orlando için ölmeli ki özene bezene gelmiş. Eleştirmiyorum, yanlış anlaşılmasın. Olanı aktarıyorum sadece. 

Durduğumuz tarafa doğru yaklaşırken kimseden pek ses yoktu. Herkes heyecandan dondu sanırım. Parmaklarımla ıslığı bastım ve sanki herkes komut vermeyi beklermiş gibi ve biraz da rahatlamış gibi bağırmaya başladı. Eğlenceliydi. İmza için kapışmaya başladılar. İmza olayını pek sevmiyorum. Bana göre pek anlamı yok. Sıkış tıkış kalabalıkta Orlando'nun O ve Bsi ilkokul çocuğu yazısına döndü. 

Dibindeydim hemen. (Çatlayın kızlar :p) "Öpebilir miyim?" dedim. "Karım hoşlanmıyor." falan dedi. Karı ayağı çekti!!! Dünya starısın sen!! Sanki dudaklarından öpecektik. Müslümanlar da bile yanaktan öpmek artık günah sayılmıyor.

Herkese bakıyor, gülüyor. Sempatikti, ama biraz tutuk gibiydi. Böyle şeylere alışmış olduğundan belki de. Bu tarz şeyler çok sıradan bir olaydır artık. 

Yalnız şunu anladım. Fan olmak zor iş arkadaş! Vaktini harcıyorsun. Bir şeyler topluyorsun. Üzülüyorsun, seviniyorsun. Nerede diye takip ediyorsun ve gidiyorsun. Bekliyorsun, bekliyorsun... Anam bunlar ünlü bekletir de bekletir. Karşına çıkıyor sonra. Ne hayaller kuruyorsun ama bakıyor sana, gülüyor ve gidiyor. Bunlarla uğraşılmaz. Böyle bir şeyin kişisel olarak da pek anlamı yok gibi sanki. Birebir olay yok. Görmek de anlık bir olay. Bu tarz etkinlikler lisede ya da ergenken güzel bence. İnsanın derdi yok tasası yok. Kafasında sürekli sevdiği sanatçılar ve hayaller var. Anlık görme o zaman daha anlamlı olabilir. Gerçi, şimdi bi Janis Joplin, Charlie Chaplin, Jim Morrison vs gibi isimler gelse her türlü deliliği yapabilirim/yapabilirdim. Beni çıldırtacak isimler ne yazık ki yaşamıyorlar. 

Yine de her şeye rağmen Orlando'yu yakından görmek, konuşmak güzeldi. 13lü yaşlarımdaki halim dün burada olsaydı havalara uçardı sanırım.

Son olarak şunu da anlamak gerek. Aslında hiçbir şey imkansız değil. Tamam kızlar, evlilik hayallerinin gerçekliğinden bahsetmiyorum. O kadar da değil! Yine de öptürseydi güzel olurdu.  

Not: Şuradan haber videosunu izleyip şapşal gülüşümü görebilirsiniz. Dünya starı görünce ağzı açılan kezban stayla modunda. O ye!





Orlando Bloom yeniden İstanbul'da from hippilazman on Vimeo.

17 May 2013

Halk otobüsüne bir sosyete düşerse!



Dün geçici olarak çalıştığım yerden eve dönerken ilginç ve bir o kadar da kulak çınlatıcı bir olayla karşılaştım. Metrobüs ile gidip geliyorum. Binmişim yorgun argın bir an önce yol bitsin diye Tanrıya dua ederken sevimli, şık bir kız bindi. Telefonla konuşuyor. İster istemez tüm otobüs ahalis olarak konuşmalara tanık oluyoruz. Bizim sevimli kız aşağı yukarı şöyle konuştu: "Salak şey yeaa! Bananeneee yeaa! Ben taa Bahçeşehirden geldim, otobüse mi bineceğim, banananananee yeeaaa! Arabayı neden kocana verdin. Bilmiyor muydun geleceğimi bu saatte. Capitol'de nasıl bekleyeyim. Gelip alacaktın. Ben sizi görmek için ta nerelerden geliyorum. Konuşma yeaa, salak şeeyyy, aptaall!! Döneceğim zaten. Gelme, saat kaç olmuş. Yarım saat mi?! Beklemem, neden verdin arabayı. Salaak şeyy!"
 
Bu konuşma şeklini kafanızda bizim yeni yetmelerin ağzı kayık ses tonu ile söylediği şekilde canlandırın. Tüm yol boyunca. Saçlar yapılı, gözler renkli lens sevimli sosyetemiz anladığım kadarıyla anasının karnından özel araba ile doğmuş ve bu da ilk toplu taşıma deneyimiydi.
 
Kuzeni sana sesleniyorum! Saalaakk şey, kızı metrobüse neden bindiriyorsun. Taa evinin oradan araba ile alman gerekiyordu. Aptal!
 
Not: Toplu taşıma içinde telefon ile konuşmayı sevmiyorum işte.
 
 

11 May 2013

What is in my bag? / Çantamın içinde ne var?




Bu çantam ufak olduğundan çok bir şey yok içinde.  Kahverengi, cüzdan gibi olan şey tütünlüğüm. Tütüne geçtikten sonra sigara içmek çok iğrenç geliyor. Tütün kullanacaksan ufak bir tütün çantası almakta fayda var.

There is not so much things in my bag cus of bag is small. Brown thing is for tobacco that is like wallet. After started to tobacco, i can't smoke cigarette. Taste is not good anymore. If you want to use tobacco, you should get a tobacco wallet!

10 May 2013

The Seattle Sound: Grunge

Merhaba,
Zamanında beş lira diye pazardan oduncu gömleği almıştım. Kotları atmaktansa ya da sıkılıp yeni kot almaktansa üzerilerinde oynamayı seviyorum. Salaş ve rahat giyinmeyi tercih ediyorum. Tüm bunlar daha sonra grunge ile karşılaştıktan sonra kafamda birleşti. "Bakalım nedir bu grunge olayı?" dedim ve nette ufak bir araştırma yaptım. Grunge hayranı veya tarzını benimseyen biri değilim, tesadüf benzerlik sonrasında merak edip öğrenmek istedim sadece.

Grunge, sevgili wiki amcaya göre şöyle: "1980'lerin ortalarında alternarive rock'ın bir alt türü olarak Seattle bölgesinde ortaya çıkan müzik akımı, kültür ve yaşam tarzıdır." Hardrock, punk, heavy metal ve indie rock etkileri görülür. Genellikle distorize edilmiş heavy metal vari gitar riffleriyle özdeşleştirilir. Elektro gitar, bas gitar, bateri kullanılan enstrümanlar. Grunge, agresif, depresif, içe dönük, nihilist ve umursamazdır.

1980'lerin sonu 1990'ların başında ortaya çıkan ve 1991-1994 arasında ise popülaritesine ulaşan grunge'ın sözlük anlamı kirli, dağınık, katıksız boktur. İngilizce karşılığı ise the state of being covered with unclean things'tir. Aynı zamanda rüküş anlamına da gelebilir. İsim babası Mudhoney'in solisti Mark Arm.

Önemli Grunge grupları
Alice in Chains, Mudhoney, Nirvana, Pearl Jam, Soundgarden. Bu bütün grupların doğuş yeri Seattle'dir. Grunge, müzik tarzı olarak punk'dan daha ağır; heavy metal'dan daha melodik. Grunge'ın bu kadar popüler olması Nirvana sayesinde oldu. Nirvana'nın düşüşüyle birlikte aynı seyri de gösterdi. Kurt Cobain'in ölümünden sonra grunge dönemi bitti ve post grunge dönemi başladı. Grunge dörtlüsünden (Alice in Chains, Nirvana, Pearl Jam, Soundgarden) orijinal kalan iki grup Soundgarden ve Pearl Jam oldu. Alive in Chains yeni bir kadroyla tekrar bir araya geldi. Nirvana'nın dağılmasından sonra Nirvana'nın davulcusu Dave Grohl'ün kurduğu Foo Fighters grubu da post grunge müziğinin 2000lilerde icra edildiği gruplardandır. Bu dörtlü dışında Temple of God, Green River, Screaning Trees, Tad, Mother Love Bone, Swallow, Fluid, Melvins in Wiper örnek gösterilebilir.



Grunge Giyim Tarzı
Grunge giyim tarzı yırtık yamalı kotlaroduncu gömlekleri ve kollu hırkalar olarak gösterilir. Uyumlu giyinmezler  aksine pis ve dağınık bir görünümleri vardır. Pasaklı özensiz ama görünürde bazıları için hoş olan giyim biçimidir.  Eski dönem grunge giyimi, yırtık koy pantolon üzerine basit baskıları olan bir tişört ve opsiyonel olarak da depresyon hırkası motifleri taşırdı. Post grunge döneminde ise taşlanmış kot pantolon (tercihen İspanyol paça) üzerine çift parça sweatshirt veya tişörtten ve opsiyonel olarak deri ceketten oluşmakta. Her müzik tarzı bir giyim tarzını da peşinden doğurur. Grunge giyiminin bunlardan farkı grunge müzisyenleri tarafından bilinçli olarak yaratılmış bir tarz olmamasıdır. Son derece üşengeç oldukları söylenir ve bundan dolayı sahneye gündelik hayatta giydikleri şeylerle çıkarlar. Seattle'daki grunge'lar sınıfsal konumlarından dolayı kirli ve eski giysiler giyiyorlardı. Her şeyde olduğu gibi grunge müziğinde de kapitalistler için bu daha fazla para kazanma yoluydu. Yüksek fiyatlarla mağazalarda yerini almış oldu.






















Grunge ile ilgili derleyebildiklerim bunlar. Fark ettiğim bir nokta da kimi kesim grunge olayını severken kimi kesim de grunge bir tür olarak görmüyor. Hangi doğru bilmiyorum. Zaten onun ayrımını yapmak bana düşmedi; ne de olsa müzik tarihi konusunda o kadar bilgi sahibi değilim. Sonuç itibariyle grunge diye nitelendirdiğimiz grupları dinliyorum. Ne oldukları değil ne ortaya çıkardıkları önemli bence. Siz ne düşünüyorsunuz peki? Grunge müzisyenlerden hangileri favoriniz? Ya da grunge tarzını uyguluyor musunuz?
Dostluklar...
Kaynaklar: Wiki Amca, Yabancı Wiki AmcaEkşi


2 May 2013

DIY: Make your own lip balm / Kendi dudak merheminizi yapın

For English, you can check from via. I translated for Turkish readers. 
Kendi yaptığın şey her zaman en doğalıdır. Keşke zamanım çok olsa da hayatımın her alanındaki her şey için bir şeyler yapabilsem. Elimdekileri değerlendirebilsem. İşte size ev yapımı dudak merhemi!


İçindekiler:
  • 8 Damla nane yağı
  • 2 Yemek kaşığı taşıyıcı yağ (Badem yağı gibi - Bu, nane yağının teninizdeki yakıcılığını hafifletecek)
  • 1 Yemek kaşığı balmumu tanesi
  • Cam damlalık
  • Cam kavanoz
  • Kap (Yapacağınız merhemi saklamak için bir herhangi bir şey olabilir)
  • İsteğe bağlı: Rengini bir ton açmak için ruj talaşı
Hazırlanışı:
Cam kavanozun içine 2 yemek kaşığı badem yağını ve bir yemek kaşığı balmumu tanesini koyun, kapağını kapatın. Balmumu eriyene kadar orta sıcaklıktaki su ile kavanozu bir tencerede ısıtın. Kavanozu tencereden kaldırın ve karışımı karıştırın. Sonra nane yağını cam damlalık ile ekleyin (Çok fazla olmasın, yoksa dudağınızı yakar - 8 Damla ile başlamanızı, gerekliyse biraz fazla eklemenizi öneriyoruz.) Eğer renkli olmasını istiyorsanız, istediğiniz rengi elde edene kadar ruj talaşını ekleyin. Daha sonra hemen karışımı kaba dökün. Yaklaşık iki saat kadar sertleşinceye kadar bekletin. 


I like #33


Follower People

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Google+ Followers

Twitter

  © Blogger templates Psi by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP