6 Eki 2015

Mucizeler ve aşkın şehri: Batum

Hatırlarım çocukluğumda, Sarp Sınır Kapısı‘na kadar gezmeye götürürlerdi bazen. Doğanın ellerine bırakmak dışında Artvin‘de yapacak başka türlü bir eylem yoktu çünkü. Pasaport engelinin de 2011 yılında kalkmasıyla birlikte isteyen Türkiye vatandaşları, yurtdışı çıkış harç pulu 15 lirayı ödeyerek artık sadece kimlik ile geçiş hakkına sahipler.
Uzun uzadıya kumsalları, eskimiş binaları ve şahane doğası için Batum görülmeye değer yerlerden biri. Bu dünyanın hangi toprağı değersizdi ki zaten… 

Sabahın erken saatlerinde bizim çayların yarıcısı* Leon ile “Miracle” (mucize) ve “Love” (aşk) şehri Batum yollarına düştük. Bize rehberlik etti o gün. Yerli bir insanın eşlik etmesi işimizi kolaylaştırdı. Batum’da insan çok fazla zorlanmazdı sanırım; Lazca ile benzeşen Gürcüce ile çat pat anlaşmak bir yana Türkiye’den fazlasıyla insan da vardı orada.

Arhavi sahil yolunda bekleyip, sınıra giden otobüslere bindiğinizde sadece 5 lira veriyorsunuz. Otogardan binerseniz sizden daha çok para alıyorlar. Yol üstünden binmeyi insanlar bilmediğinden genelde otogardan yolculuklarına başlıyorlar. Dönüşte de Türkiye tarafında sınırın hemen ötesinde caminin önündeki otobüslere binerseniz yine 5 lira ödersiniz.
Erken yol aldığımız ve bayram öncesi gittiğimiz için gümrükte az sıra vardı. Kolaylıkla geçtik. Özel günlerde sınırda hem araç hem de yaya kuyruğu bir hayli olabiliyor. Büyük çantamız yoktu ve Batum’a geçerken kimse el çantalarımızı kontrol etmedi. Büyük çantası olanların pasaport kontrol geçişi diğer taraftan cihazlar aracılığı ile gerçekleşiyordu. Gürcistan’a girerken kimse kontrol etmediği halde Türkiye girişinde tüm çantalar kontrolden geçti. 

Sınırı geçtikten sonra 5 lari ile Batum merkeze taksi ile geçebileceğiniz gibi 1 lari ile dolmuşu da tercih edebilirsiniz. Ayrıca şehir içi dolmuşlar da çok ucuz, sadece 65 tetri! Unutmadan not düşeyim. Şehir içinde Batumi Velo ile çok ucuza bisiklet kiralayabiliyorsunuz.

Tiflis kadar tarihi yerleri olmasa da Batum’un da gezilip görülecek birkaç yeri var. Ayrıca bunların çoğuna yürüyerek ulaşabiliyorsunuz.


Listeye şöyle bir baktığımızda Batum’da keyifle gezilecek birçok noktayı görüyoruz:
Avrupa Meydanı (Europe Square), Pizza Meydanı (Pizza Square), Tiyatro Meydanı, Batum Bulvarı, Astronomik Saat (Astronomic Clock), Chacha Tower, Batum Fener Kulesi (Batumi Lighthouse), Aşk Heykeli (Ali ve Nino Heykeli), Alfabe Kulesi, Virgin Mary Kilisesi (Cathedral Church of Virgin Mary), Ermeni Apostolik Kilisesi (Armenian Apostolic Church), Aziz Nikolas Kilisesi, Orta Camii, Batum Botanik Bahçesi, Sputnik Tepesi, Danseden Çeşme, Apsaros Kalesi.

Eski Batum (Old Batumi) sokaklarında gezerken tadilatta bir müzeye rastladık. Eski fotoğraflar ve eşyalar vardı. Gezmemize izin verdiler ama adını sanını öğrenemedim. Batum’un tadına varmak için bu nostaljik Batum sokaklarına atın kendinizi.

Arkada Alfabe Kulesi ve Ferris Wheel bulunuyor.



Opera binası
Tiyatro Meydanı’nda altın kaplama Poseidon Heykelini ve hemen çevresindeki rengarenk binaları çok seveceksiniz. Opera binası da hemen yanında.


Leon sigara izmaritlerinin yere atılmaması konusunda uyarmıştı dayımı. Polis gördüğü an 100 lari para cezası kesiyormuş. Ayrıca şehir içinde çöp kutuları geri dönüşüm için ayrılmış. Sistem tamamen nasıl işliyor bilmiyorum ama bu ufak ama önemli detaylar hoşuma gitti.



Batum Bulvarı, plaja doğru devam ediyor. Türkiye’de hava kötüyken Batum’a geldiğimizde havanın güzel olmasını kıskanıyoruz. Çünkü yanımıza bikinilerimizi almamıştık. Not düşüyorum kendime o an, “Bundan sonra yeni bir yere giderken yanından ayırma” diye.


Büyük bir alan sunan Batum Bulvarı’nda yürüyüş ve bisiklet yolları, yemek yiyebileceğiniz alanlar bulunuyor. Parklar, çeşitli heykellerle süslenmiş. 6 May Park (Alexander’s Garden) diye bilinen parkın ortasında Nurigeli Gölü bulunuyor.
Burada ufak bir mola verip, yanımızda getirdiğimiz yiyecekleri yedik ve dinlendik. Yorgun ayakları çimlere basarak enerjimizi doldurduk.

Şehrin içini gezdikten sonra Gürcistan’ın ucuz biralarını tatmak ve yöresel bir şeyler yemek istedik. Benim yiyebileceğim tek şey ise mantarlı hinkal idi. Pek sevdiğimi söyleyemeyeceğim. İçindeki mantar sosunu daha lezzetli yapabilirlerdi ve tamamıyla içi ve dışı plastik gibi geldi. Yerel yemeklerden veganlara uygun bir menü var mı bilmiyorum ama ilk öneriler arasında deneyebileceğim buydu. Ayrıca Gürcistan şaraplarını tavsiye edebilirim. Köylerde insanlar ev yapımı şarap ve votka yapıyorlar. Kindzmarauli, Hvanckara cinsi üzümler ile yapılan kırmızı şarapların tadı gerçekten iyi.

Şehrin merkezini gezdikten sonra rotamızı Botanik Bahçesi‘ne çevirdik. 9 km uzaklıktaki bu alana gitmek için şehir içi dolmuşları kullanmamız gerekti. Girişe kadar dolmuş ile geldikten sonra yabancı misafirler için uygulanan 8 lari lik ücreti ödeyerek alana girdik (Gürcistan vatandaşlarına 3 lari).  108,7 hektarlık bu bahçe, dünyanın en büyük botanik parkları arasında yer alıyor. Bahçeyi gezmek için 2,5 ila 3 saatinizi ayırmanız gerekiyor. Yokuş çıkacağınız için bu biraz yorucu gelebilir ama her bir manzara bu yorgunluğu hak ediyor. Ayrıca 3 lari ödeyerek elektrikli tur arabaları ile de bahçeyi gezebilirsiniz. Her yokuşun inişi var elbette. İnişe geçtiğinizde tren raylarının olduğu bölümden sahile geçiyorsunuz. İsteyenler burada suyun serinliğine kendilerini bırakabilir. Denize ayaklarımızı sokarak yetinmek zorunda kalsak da sıcaklık ve berraklık çok güzeldi.

Botanik Bahçesi içerisinde 5 binden fazla bitki türü mevcut. Kafkasya’ya özgü bitkileri görebileceğiniz gibi Uzakdoğu, Yeni Zelanda, Kuzey Amerika, Güney Amerika, Himalayalar, Meksika, Avustralya ve Akdeniz bitkilerini de inceleme şansına sahipsiniz. Bahçe, 2006’dan beri Uluslararası Botanik Bahçeleri Koruma Vakfı BGCI tarafından yönetiliyor.


Tüm bu noktaları ayağının tozu ile güzelce gezmek için 2 yada 3 gün ayırmak yeterli olacaktır. Onun dışında günü birlik gidip de eğlenceli saatler geçirebilirsiniz. Şimdiden herkese keyifli yolculuklar…

Fotoğraflar: Yeşim Özbirinci

*Yarıcı: Ürünü, mal sahibi ile yarı yarıya bölüşerek çalışan işçi.



FOLLOW ON


18 Eyl 2015

Madde 7: Charles Bukowski'nin tüm kitaplarını oku

Büyük Zen Düğünü 

  • Uzun sarı bukleler. İnce bir beden.
    "Tamam yavrum, yeterince büyüdüğünde evleniriz. Senin paranla geçiniriz. Ben yorulmaya başladım. Beni küçük hava delikleri olan cam bir kafesin içine koyup herkese gösterirsin. Genç çocuklarla düşüp kalkmana izin veririm. İzlerim bile sizi."
    "Bukowski! Saçlanm uzun diye kız olduğumu düşünüyorsun hemen! Adım Paul! Tanıştırılmıştık! Hatırlamıyor musun?" 
  • Ancak tek fark, benim "başarmak" isteği duymamamdı. Bir aile istemiyordum, ev istemiyordum, saygın bir iş istemiyordum. Böyleydim işte: Entelektüel değilim, sanatçı değilim, alelade bir insanı kurtaran köklerden de yoksunum. Arada derede kalmış bir şey gibiyim ve sanırım bu da deliliğin başlangıcıdır. 
  • Bir hayali bir tek sen görüyorsan adama ya aziz derler ya da deli. 
  • Eğer siz, kendiniz, intihar etmeyi düşünmüyorsanız, intihar anlaşılabilir bir şey değildir.
  • En basit şeyler bile korkunç problemlere dönüşebilirler ve en kötü endişe/korku/acı yorgunluğu, açıklayamadığın, anlayamadığın, aklına bile gelmeyendir, üstünüze metal bir levha gibi yığılır ve ondan kurtuluş yoktur.

FOLLOW ON

15 May 2015

Rock yıldızlarının odasını fotoğrafçılar bastı!

Drug, sex and rock n roll diye bir tabir bir döneme damgasını vurmuş. Rock müziğinin en popüler olduğu zamanlar hangi genç onlar gibi giyinmeye, onlar gibi yaşamaya özenmedi ki... 

Birkaçını daha önce görmüş olabilirsiniz fakat daha önce büyük ihtimalle görmediğiniz gerçekten iyi fotoğraf kareleri de var. Örneğin; 1977 yılında çekilmiş, daha 19 yaşındaki Joan Jett'in fotoğrafı. Duvardaki detaya dikkat!

***

An early incarnation of Nick Cave and the Bad Seeds 1989 (L-R Hugo Race, Barry Adamson, Mick Harvey, Blixa Bargeld and Nick Cave)


Bob Dylan and Suze Rotolo in Greenwich Village, in 1962


Cynthia Ross, Stiv Bators, and Joan Jett in 1979 at Jett’s LA apartment (originally seen in Creem Magazine). Photo by Theresa Kereakes


David Bowie in Paris at L’Hotel, Paris 1976, by David Kent


David Johansen and Cyrinda Foxe in 1976. Taken from “The Legend of Nick Detroit”, Punk magazine - Volume One, Number Six 


Elton John at home in London, 1979. Photo by Terry O’Neill


Fleetwood Mac’s first cover for Rolling Stone, March 24th, 1977. Photo by Annie Leibovitz


Ian Hunter (Mott the Hoople) at the Jack Tar Hotel in SF, August 1970. Photograph by Robert Altman


Jimi Hendrix at The Drake Hotel in New York, 1968


Joan Jett in her bedroom in LA in 1977. Photo Chris Stein.


Johnny Thunders and Susanne Blomqvist. Early 80’s


Kurt Cobain. Photo taken by Courtney Love at their North Seattle home in late 1993


Morrissey sometime around 1983


Tom Waits on his prison cot in the 1986 film Down By Law.


Kaynak: Dangerous Minds

FOLLOW ON